Kelimeler denizinde gizlenen anlamı kavrayamıyordum. Sadece yüzeyde sürüklenip duruyordum.
bir youtube yorumunda bu dizi için "her şey normal başlayıp nasıl böylesine saçmalaşıyor, bayılıyorum." demişti. ama her ne kadar saçma ilerlerse ilerlesin o güzel son hep bizi bekliyor.
bu çizgi filmi belki de kendi hayatıma benzediği için seviyorumdur. belki de kendi küçük aptal hayatımda da böyle olduğu içindir. başarılı başlayan bir okul hayatı, yanlış seçimler, teslim oluşlar; kaçırılan fırsatlar, tekrar yanlış seçimler. ama sonunun güzel bir şeye bağlanacağını düşünen o saf ve gülünç inancım.
çingeneler göçerken arabalarını gördünüz mü? küçükken o arabalardan birine denk geldiğim de " vay be derdim. vay be. bu kadar değişik şeyin bir araya gelip, tek düzlemde tek bir yöne gitmesi ne kadar garip."
bak şeymacım senin o çingenelerin renkli minder ve bakır tencerelerinden; kıl halı ve saten çarşaflarından daha da karmaşık ve anlamsız olan seçimlerin nasıl bir araya gelip de yaşamını oluşturdu. tıngırdaya tıngırdaya giden ve yerini bulan o araba gibi sende salkım saçak gidiyorsun bir şekilde.
en sevmediğim iki kelimeden biri de "bi şekilde." tarık tufandan okuduğum nadir kitaplardan birinde bu farkındalığı kazanmıştım. bir şekilde. ama altında yatan ne çok şey var. "bi şekilde olur." "bi şekilde yaparız." tamam sürecin çıktısı elinde, peki süreç nasıldı. ve o sürecin sonunda onca ağırlığın altında ezilen sen nasıl olurda tüm bunları küçümser ve dersin " oldu bi şekilde.!"
neyse sonuç olarak hayatı bahar çiçeklerini sevdiğim gibi sevdiğim zamanlarda da, yaşam çekilmez nefret edilesi süt taşmış bir ocak gibi olduğunda zamanlarda da, ben tek bi şey yaparım, çizgi film izlerim.
geçenlerde izlediğim bir bölümde kendisine fal kurabiyesinden yukardaki fal çıkan sert, mutsuz; işkolik ve yeniliklere düşman karakterimiz bir heyecan Çin'e İngilizce öğretmeye gider. ama o da ne? taa çine kadar gitse de kendi benliği onla beraber gelmiştir. renkler ve sesler tatlar ve dokular değişebilir. ama hayat temelde aynıdır. biraz üstünü kazıyınca o renkli jelatinin altında o konteyner grisi vardır. ayrıca Çin yemeğin ana vatanı olan Çin'de Amerika'daki Çin restoranında yediği gibi güzel değildir yemekler.
Bu karakteri izleyince içim o kadar acıdı ki. şöyle billur camlar kırılır da parçaları savrulur. süpürür alırsın bir parçası gözünden kaçar. sonra hiç beklemediğin bir anda o bir kenarda kalmış parça gelir de eline batar. hah tam olarak ondan oldu işte. içimde var olduğundan bu güne kadar haberim olmayan bir yara sızladı. ben nereye gidersem içimde kurtulamayacağım o karanlık beni takip edecek. ayağına batan dut lekesinin sokaklarca seni takip etmesi. bastığın her yer iz etmesi gibi.
çizgi film devam eder. mutsuz karakter Çin'de cebelleşirken Çin'e asıl ana karakterimizden biri gelir. vurdumduymaz, rastgele yaşayan. o sınıfta öğrenci olur, eğlenceli ve yaşam doludur ( her zaman olduğu gibi) ve tab iki Çinli çocuklara İngilizceyi sokak ağzıyla da olsa çok güzel öğretir. ve böylece görevlerini tamamlayıp geri ülkelerine dönerler.
bu vurdumduymaz karakteri de izleyince. "ya!" dedim neşe ve aptal bir heyecan ile. hemen çiçeklenmeye hevesli kalbim pır pır attı.
evet gideceğim her yere kendi karanlığımı götüreceğim AMA aydınlığım da gelecek beraberinde. yani mevzu benim nerede olduğum değil, içimde nelerin olduğu.
son olarak mutsuz karakterle ilgimi çeken diğer şey şuydu. Amerika'da yediği Çin yemeğinden zevk almış, Çin'deki Çin yemeğinden nefret etmişti. bunun geleneksel tatların yerelleştirilmesi konusunu dışarda bırakarak şöyle düşündüm.
yani sandığın şey sandığın gibi olmayabilir. ağızlarının suları akarak yarını düşlemeyi bırak.
bahar için çiçekli elbiseni, birini aramak için özel bir günü gülmek için bir fıkrayı, ağlamak için bir acıyı bekleme. gözünü aç tabağında ne var bak. kışın ayranı yazın yayla çorbasını düşlemeyi bırak. çık şu lanet olasıca kafanın içinden. çıkart şu sürekli eskiyi gören gözleri yuvalarından. pişman olmak yükünü taşıma sırtında. nostaljinin o tatlı kaşıntısı ile soyma yaşamak denen deriyi üzerinden.
evet annemin bir zamanlar tek tek ipe serdiği gün kazaklar, renkli tulumlar gibi bende kafamda saçaklanan tüm düşünce koçanlarımı saçtım etrafa.
(sanat birazın olduğu yerde başlar. bu bir günlük. noktalama işaretleri aziz dostum jose saromago'da olduğu gibi kafam eserse yazıya dahil olur. şimdiden affola.)
