27 Temmuz 2026 Pazartesi

27 yaşım



“Sevmek, bir insanı kurtarabilecek kadar güzel bir kelimeydi. Sadece nezaketen söylenmiş olsa bile.”
Aradığın Şey Kütüphanede Saklı


Ah ne güzel bir yaz akşamı. Öylesine seviyorum ki yaz akşamlarını. Başlı başına bile bu kelime yetiyor beni mutlu etmeye. Kitap kulübümüz için umutsuzca, bir öneri olarak sundum bu ismi. Ama öylesine sevildi ki. Yaz akşamları kitap kulübümüzle yarın ikinci buluşmamızı yapacağız. Yayyy! 
Dönen salıncaklar gibi. Bir aşağı bir yukarı giden dalgalı bir şey hayat. Mutlak bir doğrultu yok. Ve ben gururla söyleyebilirim ki şu anda göğün mavisine en yakın olduğum zamandayım.
Daha önce hiç hayal etmediğim bir şekildi. Mutlu olmanın başka türlü yolları olduğu. Aslında sadece zannettiğim o kişi olmadığımı, kendimi en çok kendimin sevmesi ve takdir etmesi gerektiğini öğrendim.
Takdir görmenin güzel olduğunu ama kalbimdeki o minik sesin, doğru bildiği şeyi yaptığında dışardan bir ses aramaması gerektiğini öğrendim. Başarı tebriklerini sırtımı kamburlaştırıp başımı öne düşürüp "Ya evet, öyle oldu." diyerek derin bir mahcubiyetle kabul etmiyorum artık. Sırtım dik, kocaman bir gülümsemeyle " Evet teşekkür ederim. Bende çok mutlu oldum." diyorum.
Ne kadar başarısızlığım varsa öz çocuğum gibi koynumda besleyip, bütün başarılarıma üvey evlat muamelesi yapmak hatamdı. Her zaman her olayda kafamda mutlak bir şablon belirleyip ona ulaşmadığım anlarda mutsuz ve yetersiz hissetmemde büyük bir hataydı(ki bunu tam anlamıyla aşamadım bile.)


neyse 27 yaşımın güzellikleri.


1- dil sınavında yüksek bir başarı yaparak kariyerimi değiştirdim.
2- 5 ülke gezdim. ikisi de yolda.
3- pasaport aldım :)
4- birikim yaptım. (az ama olsun)
5- workshopa katıldım.
6- ilk fonumu aldım.( şu an zarardayım ama olsun)
çok gezdim. çok mutlu oldum.  çok şükür ettim. 


işte bu yıl en sevdiğim kitaplar:


bu yıl daha çok tatlı, kolay okunan ama içten içe derinliği olan kitaplar okudum.


Aradığın Şey Kütüphanede Saklı 
İçinizi ısıtacak bir öykü. Bir kütüphanenin, bir insanın nasıl da kolay insanların yaşamına dokunabildiğini gösteriyor. Bir söz vardı. "Biraz bile daha kibar ve daha düşünceli olduğunuz da insanların nasıl değiştiğini göreceksiniz." Kitap kulübüne teklif edeceğim. Bir kaç tane alıp arkadaşlarıma hediye edeceğim.
Sade bir Hayat
Adı gibi sade bir kitaptı. Koreli yazar Hwang Bo-reum'un denemelerinden oluşuyor. Ama öylesine dokundu ki kalbime. Gündelik hayatlarımızın nasıl da aynı olduğu ama bir yandan bizim onu tek ve biricik yaptığımızı ayrımsadım. Elbette ki birikim yapıp kendi evime çıkmam gerektiğini bir kez daha anladım.
Kadın ve Kedi
Yine çok sevdiğim bir kitap. Sakin huzurlu bir yaz akşamı gibi. Bunun hakkında kitap bloğuma yazmıştım. Yazı için tık
Süper İyi Günler
Aslında bir önceki yıl okumuşum. Ama geçen sene yazmadığım için listeye ekledim. Anne olan, öğretmen olan yahut etrafındaki çocukların varlığını anlamak isteyen herkesin okuması gereken kitap. Yine tüm arkadaşlarıma okuttum.
Erkeksiz Kadınlar
Sadık hidayet'in kör baykuş romanından sonra beni sarhoş edercesine etkileyen, bir kabusun yahut karanlık bir gecenin içindeymiş gibi hissettiren o  garip kitap.
Nothing is True and Everthing is Possible
Okuduğum ilk ingilizce kitaptı ve bana hiç bilmediğim bir dünyayı görme fırsatı sundu. Rusya'da ki gangsterler ve onları etkileyip bir hayat kurmaya çalışan kızlar. Kitabın adı bile başlı başına sevmeme sebep oldu.


Görüşmeyeli 28 oldumm. Bir daha ki yazımda 30'da önce 30 şey listemi yazacağım.
Dışarda  bir cırcır böceği aralıksız ötüyor. Yeni  serilmiş çarşaflarımın üzerinde, canım yatağımda duvara yaslanmış, kucağımda bilgisayar yazıyorum. 



27 Mayıs 2026 Çarşamba

yaşamın renkleri plastik yunuslara sığamayacak kadar çok


İleriye giden yolu kaçırdığına göre zaman, tersine dönüp geriye doğru mu işleyecek?


 küçüktüm. babam yazlıklara elektrik işleri için giderken bizi de götürürdü. ilk defa o zaman gördüm onu. üzerinde türlü ülkelerden alınmış magnetlerin, özel günlerde çekilmişlerin resimlerin tutturulduğu bir dolaptaydı. yunus şeklinde içi sim ve boncuk dolu o yunus açacak. mütemadiyen utangaçtım. soru sormaz verilen sorulara utangaç cevaplar verirdim. ama o gün bi şey oldu. o adamın evinde sıcaktan bunalmış parkta oynamayı bitirmiş artık eve gitmek için can atan o husursuz bedenimde bi şeyler oldu. o yunusun içinde gizlediği bana türlü güzellikler vadeden fısıltıyı duydum. gücümü toplayıp ne olduğunu sordum. ev sahibi açaçak dedi. demek bu efsunlu şey bir açacaktı. elime alıp dokundum mu yoksa hayran hayran baktım mı bilmiyorum. 

o an önemli olduğunu fark etmediğin, zihnindeki o gümüş kutuya gireceğini bilmediğin anılardandı. yıllar sonra rastgele bir günde tüm o canlılığı ve renkleriyle  birden zihninde beliriverecek türden bir anıydı. 

hayatım boyunca ara ara o yunusu hatırladım. bu olayın üstünden bir kaç yıl sonra yunuslu bir anahtarlığım olmuştu. sebebi neydi o gün neden teyzemlerde kalmıştım bilmiyorum ama elimde o yunuslu ve içi simli su dolu anahtarlıkla gecenin bir yarısı banyoda o plastik halının üstünde oturduğumu  ve defalarca yunusu döndürerek alt üst ettiğimi hatırlıyorum.

acaba tüm renkleri simleri karışan o minik yunuscuğun biraz zaman geçtikten sonra durulup kendi renklerine dönmesi mi beni bu kadar etkiledi bilmiyorum.  ama yıllar sonra öğretmen olup içine pul, sim vs attığımız öfke şişelerinin çocuklar üzerindeki o yatıştırıcı etkisni gördüm. kaotik dünyada çocuklarda kaçacakları rengarenk şeyler arıyordu.

kocaman kız oldum. kadın oldum demiyorum. outlander'da bir sahne  vardı. "Kaç yaşına gelirse gelsin, o bir kız olacak.O kadın olmayacak. Sana bir kadın lazım." diye. Yüzüme tokat gibi çarptı. Neyse konu bu değil neyse ki.

koca kız oldum. bir adım ileri gitmedim. elimde rengarenk simli yunus yok. beni uyuşturan sosyal medya var. canın mı  sıkıldı, mutsuz mu oldun gir sosyal medyaya. Çözmek sorunda kalma. Odada çöpler durmuyorsun ama kafanın içinde çöplerle yığınla çözülmemiş olayla yaşıyorsun. Günlük kendini internetle uyuşturuyorsun. 

Ben bu yaşamak şeyini beceremiyorum galiba. 

neyse bugün bayramdı. sabah anneannemde herkes vardı ve çok güzeldi. ablam yurtdışında olunca sabah aradık. "Eğer şu an yalnız olsam ağlardım orada olamadığım için." dedi ve annem onun yerine ağladı. 

taze çilekler, eski resimler; şekerler, dolan sonrasında  biten ve tekrar dolan çaylar. Eski bayramlarda yazılan kartpostallar, her defasında duyup güldüğümüz anılar; ilk defa hayretle dinlediğimiz olaylar. Anneannemin renkli halıları, yengemin lezzetli böreği. Hiç bitmeyen o cayırtı. 

yaşamın renkleri küçük bir plastik yunusa ya da metalden bir cihaza sığamayacak kadar çok. ama ne var ki unutuyoruz bunu.


20 Nisan 2026 Pazartesi

gittiğimiz her yere kendimizi götürmemiz

 


Kelimeler denizinde gizlenen anlamı kavrayamıyordum. Sadece yüzeyde sürüklenip duruyordum.
yaşamım boyunca yapmayı hiç bırakmadığım şeylerden biri de çizgi film izlemek. öyle ya da böyle hangi yaşta olursam olayım bir çizgi filmi keşfeder halde buluyorum kendimi. bu yıl sürekli elimin gittiği dizi "sürekli dizi."  
bir youtube yorumunda bu dizi için "her şey normal başlayıp nasıl böylesine saçmalaşıyor, bayılıyorum." demişti. ama her ne kadar saçma  ilerlerse ilerlesin o  güzel  son hep bizi bekliyor.

bu çizgi filmi belki de kendi hayatıma benzediği için seviyorumdur. belki de kendi küçük aptal hayatımda da böyle olduğu içindir. başarılı başlayan bir okul hayatı, yanlış seçimler, teslim oluşlar; kaçırılan fırsatlar, tekrar yanlış seçimler. ama sonunun güzel bir şeye bağlanacağını düşünen o saf ve gülünç inancım.

çingeneler göçerken  arabalarını gördünüz mü? küçükken o arabalardan birine denk geldiğim de " vay be derdim. vay be. bu kadar değişik şeyin bir araya gelip, tek düzlemde tek bir yöne gitmesi ne kadar  garip."

bak şeymacım senin o çingenelerin renkli minder ve bakır tencerelerinden; kıl halı ve saten çarşaflarından daha da karmaşık ve anlamsız olan seçimlerin nasıl bir araya gelip de yaşamını oluşturdu. tıngırdaya tıngırdaya giden ve yerini bulan o araba gibi sende salkım saçak gidiyorsun bir şekilde.
en sevmediğim iki kelimeden biri de "bi şekilde." tarık tufandan okuduğum nadir kitaplardan birinde bu farkındalığı kazanmıştım. bir şekilde. ama altında yatan ne çok şey var. "bi şekilde olur." "bi şekilde yaparız."  tamam sürecin çıktısı elinde, peki süreç nasıldı. ve o sürecin sonunda onca ağırlığın altında ezilen sen nasıl olurda tüm bunları küçümser ve dersin " oldu bi şekilde.!"

neyse sonuç olarak  hayatı  bahar çiçeklerini sevdiğim gibi sevdiğim zamanlarda da, yaşam çekilmez nefret edilesi süt taşmış bir ocak gibi olduğunda zamanlarda da, ben tek bi şey yaparım, çizgi film izlerim.

geçenlerde izlediğim bir bölümde kendisine fal kurabiyesinden yukardaki fal çıkan sert, mutsuz; işkolik ve yeniliklere düşman karakterimiz bir heyecan Çin'e İngilizce öğretmeye gider. ama o da ne? taa çine kadar gitse de kendi benliği onla beraber gelmiştir. renkler ve sesler tatlar ve dokular değişebilir. ama hayat temelde aynıdır. biraz üstünü kazıyınca o renkli jelatinin altında o konteyner grisi vardır. ayrıca Çin yemeğin ana vatanı olan Çin'de Amerika'daki  Çin restoranında yediği gibi güzel değildir yemekler.

Bu karakteri izleyince içim o kadar acıdı ki. şöyle billur camlar kırılır da parçaları savrulur. süpürür alırsın bir parçası gözünden kaçar. sonra hiç beklemediğin bir anda o bir kenarda kalmış parça gelir de eline batar. hah tam olarak ondan oldu işte. içimde var olduğundan bu güne kadar haberim olmayan bir yara sızladı. ben nereye gidersem içimde kurtulamayacağım o karanlık beni takip edecek. ayağına batan dut lekesinin sokaklarca seni takip etmesi. bastığın her yer iz etmesi gibi.

çizgi film devam eder. mutsuz karakter Çin'de cebelleşirken Çin'e asıl ana karakterimizden biri gelir. vurdumduymaz, rastgele yaşayan. o sınıfta öğrenci olur, eğlenceli ve yaşam doludur ( her zaman olduğu gibi) ve tab iki Çinli çocuklara İngilizceyi sokak ağzıyla da olsa çok güzel öğretir. ve böylece görevlerini tamamlayıp geri ülkelerine dönerler.

bu vurdumduymaz karakteri de izleyince. "ya!" dedim neşe ve aptal bir heyecan ile. hemen çiçeklenmeye hevesli kalbim pır pır attı.

evet gideceğim her yere kendi karanlığımı götüreceğim AMA aydınlığım da gelecek beraberinde. yani mevzu benim nerede olduğum değil, içimde nelerin olduğu.

son olarak mutsuz karakterle ilgimi çeken diğer şey şuydu. Amerika'da yediği Çin yemeğinden zevk almış, Çin'deki  Çin yemeğinden nefret etmişti. bunun geleneksel tatların yerelleştirilmesi konusunu dışarda bırakarak şöyle düşündüm. 

yani sandığın şey sandığın gibi olmayabilir. ağızlarının suları akarak yarını düşlemeyi bırak.
bahar için çiçekli elbiseni, birini aramak için özel bir günü gülmek için bir fıkrayı, ağlamak için bir acıyı bekleme. gözünü aç tabağında ne var bak. kışın ayranı yazın yayla çorbasını düşlemeyi bırak. çık şu lanet olasıca kafanın içinden. çıkart şu sürekli eskiyi gören gözleri yuvalarından. pişman olmak yükünü taşıma sırtında. nostaljinin o tatlı kaşıntısı ile soyma yaşamak denen deriyi üzerinden.

evet annemin bir zamanlar tek tek ipe serdiği gün kazaklar, renkli tulumlar gibi bende kafamda saçaklanan tüm düşünce koçanlarımı saçtım etrafa.

(sanat birazın olduğu yerde başlar. bu bir günlük. noktalama işaretleri aziz dostum jose saromago'da olduğu gibi kafam eserse yazıya dahil olur. şimdiden affola.)


28 Şubat 2026 Cumartesi

rengarenk çürüme



 Benim gibi olan başkalarını merak ediyorum, dışardan tamamen iyi görünüp de içeriden çürüyen, bu çürümenin hafif bir "iyi olmama" ama ayni zamanda "kahrolmama" hâlini taşıyan başka insanlar.

Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de Yemek İstiyorum

kız kulesine ilk gittiğimde etrafındaki sarı çizgiler çok dikkatimi çekmişti. kayalıklarda geçmemeniz gereken bir çizgi. delilik ile dahilik arasını ayıran çok ince bir çizgi olduğuna inanırdım çocukken. sonra acının insanı delirtebileceğini o yada bu şekilde öğrenince delilik ve acı arasında da çok ince bir çizgi olduğunu anladım. öğretmen olunca çocukların aslında çizgileri, sınırları sevdiğini içlerinde kendilerini güvende hissettiklerini gördüm. şimdi 27 yaşımın son aylarında gördüğüm ince çizgi şuydu. İçedönüklük ve hayattan kopma arasında da çok ince bir çizgi var. ben o çizginin koyu tarafındayım. iş hayatına atılalı böyle oldu. öğrenciyken böyle değildi. gezmek tozmak keşfetmek bana çok iyi gelirdi. şimdi çalışma saatlerim aynı olsa da  önceki işime göre iş yükü ve stres daha az. ama ben hala kendini işten sonra eve atan, hafta sonlarını temizlik ve dizi izlemekle geçiren o kızım. 

ara sıra arkadaşlarıyla buluşup ufak tefek şeyler deneyen. ama en çok odasını eve gelip uzanmayı, kendi halinde takılmayı seven kızım.

diye düşünüyordum. ta ki bugün haftalar öncesinde bir arkadaşımla yazıldığım workshop günü gelene kadar. aman Allah'ım gitmemek için kendime bin bir türlü bahane buldum. buluşma öncesinde saatlerce stres oldum. sonunda gittim. bir türlü rahat edemedim orada. insan evinde mutluysa niye kendini zorluyor ki dedim.

neyse sonuç olarak hayattan kopmam gerekiyor. yatağım üzerinde uzandıkça ruhumu yutan bir karadeliğe sahip.

işte bu karadelik beni yutmasın diye öneri

yürüyüş grubuna katılmak

spora ve yüzmeye başlamak

fiziksel olarak biraz daha zinde olursam zihnimde hantallığını atar umarım


2 Şubat 2026 Pazartesi

Göğsümdeki sarı çiçek kurusa keşke

 


Evimizin üstünde parladı sessizlik 
ve suskunluk ağladı
Babam şimdi öldü, kökler kuru, 
ve yıllar ölü

Rüzgarda Yapraklar/Adonis


kötü babaya sahip olmanın pekala güzel yanları var. her baba çocuğuna bi şeyler öğretir. bazıları kızağın önüne oturtup denge kurmayı, rüzgarda savrulmamayı sıcacık bir ses tonuyla öğretir ki düşme ve darbeleri en aza indirsin. yaraları ve acıları, göz yaşları ve başarısızlıkları elinden geldiğince azaltsın. 

böyle bir öğretme biçimi olduğu gibi. bir de şu vardır. bazı babalar şöyle yapar. seni  hızlı bir uçurumdan fırlatır. hadi çık der. çıkmaya çalıştığın her seferde başkalarına beyaz pamuk gibi olan o kar tanelerini ezici ağırlık ve yoğunlukta senin üstüne atar. zorlukla çıktığın kızağını yoluna koyduğun  ve o güzelim beyazlar içindeki karda ilerlemeye çalıştığın sefer de arkandan kokmuş etleri pörsümüş, kara çukur gözlü devasa bir dev gibi çekiştirir durur.

bazı babalar yaşamayı öğretirken, bazı babalar o güzel bize türlü çiçekler ve baharlar vadeden yaşamın önünü keser.

bazı babalar gerçekten babadır çocuklarına. ama bazı çocuklar babalarına babalık yapmak zorunda kalır. o kokuşmuş devasa devin yakıp yıktığı minik kulübeleri onarmaktan, ezdiği çiçekleri yeşertmeye çalışmaktan başka hiç bir şey yapmazlar. 

bazı babalar olmasaydı keşke. çocuklar kucağına doğduğu şeyden nefret edemezler ki. onu kanıksarlar. ateşin yanında durunca üzerine sinen is kokusu gibi. farkına bile varmadığın şekilde yapışır kalır babana olana sevgin. tüm kalbiyle nefret ettiğini söyleyen, sararmış albümlerinde tek bir baba-kız fotoğrafı olmayan, gümüş oymalı anılar kutusunu didik didik etsende minicik ufacık mutlu bir anı bulamasan da nefret nasıl edebilirsin ki. 

etiğimle kemiğimle nefret ettim desen, milyonlarca küçük bir parçan dna'nın içine işleyen o adamdan nasıl nefret edersin ki.

bir gün kilo veririrm diye aldığın o uçuş uçuş elbiseyi, bir türlü o kiloyu veremediğin, lanet tartıda rakamların ileriye doğru gittiği, artık umutsuzluğa kapıldığın ve hayatına giren herkese olan kırgınlığını bir öğleden sonra toplayıp o elbisenin fırfırları arasına sıkıştırıp atmanın verdiği duygu gibi.

duygularını toplayamadığın, düşüncelerinin çiçek tarhları gibi uçuştuğu; düştüğü her yerde yeni bir filizin oluştuğu. bazılarının safi diken olduğu, acıttığı kanattığı.

küçük bir çocuk olduğumu, ablamın artık bahar geldi dedğini misafirliğe giderken yol kenarlarındaki ça çalılıklarda baharı aradığımı, en son küçük sarı bir çiçeği alıp kot salopetimin önündeki küçük cebe koyduğumu, bazen baharın gelmesi için tek bir çiçeğin bana yettiğini biliyorum.

beni yaşamda canlı tutan şeyin bahara inancımın tek bir canlı çiçek olduğunu, bunun aptal safi bir umudun beni yaşatan ve içten içe öldüren şey olduğunu biliyorum.

benim 27 yaşına kadar olan o cebimde taşıdığım kendime baharın geleceğini inandırdığım o tatlı küçük yalanım. bir gün babamın değişeceği. 

adam olacağı. insan olacağı. bir günün gelmesi.

o aptal sarı çiçeğin hep yok olduğunu düşünsem de içimde bir yerlerde kök salmış olması gerçeği.

çok yoruldum baba.

aptallıklarından, bitmeyen hayatımızın üzerine ördüğün örümcek ağlarından çok ama çok yoruldum.

paralel evren varsa, hayatımızın farklı gerçeklikleri.

ben senin var olmadığın bir evrende ben daha küçükken ölüp gittiğin eski bir resimde askerlik resimlerine bakarken senin var olmanının nasıl da güzel olacağı, elimden tutacağını sadece bir babanın kızına öğreteceği tüm o ufak tefek yaşama dair şeyleri öğreteceğini, sana koşup sarılacağımı ve annemin kardeşlerimin hep mutlu olduğunu hayal etmeyi öylesine isterdim ki.





9 Ocak 2026 Cuma

yokluk




 Çok sevimli ak bir buluttan başka bir şey değilsin, eski dallar arasına takılı kalmış.

Pavese


Şu koca yaşlı dünyada çok şeyin eksikliğini çektim. İlkokula başlarken sarı düğmeli kurdeleli borda montun, sayfası işaretlenmemiş yeni bir sınav kitabının, yeni ilk defa paketinden açılan  bir oyuncağın. Okuldan gelince yemek kokan bir evin, sevgi dolu bir babanının.

Ama şu aptal dünyada ben bu 27 senede tek bir şeyin yokluğunu çekmedim. Arkadaşın. Beni sevecek destek olacak, kahkalarla gülecek, sisteme lanet okuyacak, çalışacak; beraber kazanacak, birlikte kaybedecek arkadaşlarım hep oldu.

Hep çok iyi insanlarla karşılaştım. Hep çok güzel candan bağlar kurdum. Hep içten bir şekilde birbirimizi destekleyecek başarılarımıza sevincek insanlar oldu. Düşersem tutacak kişilerle çevriliydi. 

Şimdi ben hayatımda ilk defa arkadaşsızlığın yokluğunu çekiyorum. Çok garip.

Marifet bende değilmiş. Benim hayat yolumun çiçekli insanlarla karşılaşmasıymış. 

Şu yeni okulumda maaşım, çalışma saatleri kurumsal kimlik her şey çok iyi. Gelgelim şu aptal şehirde bir araya gelecek en bağ kurulmaz insanlar var.

Ben selam vermez kimse benimle konuşmuyor. Sürekli şikayet edip, birilerini çekiştiriyorlar.   Dedikodunun sınırlarına girilmeden yapılacak iki dakikalık muhabbet yok. Bağ kuramıyorum. Üretmeyip tüketen insanlar. Özür dilerim ama bu hayatta gerçekleştirmek istedik bir şey yok.  Bir kere olsun şunu yapalım, şu özel günde şunu üretelim yok. 

yani demek istediğim. bizim elimizde bir insanın çoçukluğu var. yemin ederim o kadar değerli ki. bir çocukla çalışmayan anlayamaz. sen rayı attıran o adam gibisin. birinin hayat sapağını çiçekli bir yola çıkarabilirsin. bir çoçuğun ömrü boyunca tutanacağı o ip senin tek cümlen olabilir. 

aman ben aptalım. üçüncü evim yok. iş benim tek evim. iş dişi hayatım kayboldu. çok yakın olduğum arkadaşlarım evlendi, başka şehre taşındı. eski okulumdakilerle de programımız uyuşmuyor. ya da uyuşturmuyorlar bilmiyorum. 

geçen gün şehre çok iyi bir eğitimci seminer için geldi. gidelim dedim. 15 öğretmen bir kişi çıkmadı. eski okulum bütün öğretmenlerle toplanıp gitmiş. bende yalnız katılmak istemedim. gitseydim kendim değil mi.

kitap kulübü kuralım öğretmenlerle dedim yok :) workshopa katılmak isteyen var mı dedim yok :( 

ilk kez iş arkadaşları işte arkadaşım oldu. tamam kabulleneceğim.

2 saatlik şehirde yakın bir arkadaşım var. oraya gidiyorum. aylık buluşmalar planladık. birde yazarken aklıma geldi. aslında rehberlikçi ve danışma ile olabilir kitap kulübü. 


neyse yukarda alıntı yapyığım kitap bir rastlantı sonucu okuduğum ve çok güldüğüm alıntılar olan bir kitaptı. bayıldım.

21 Aralık 2025 Pazar

2025 dökümü

 


Blogu açalı 7 yıl olmuş. Ve bu yedi yılda en az paylaşım yaptığım yıl bu yıl olmuş. Hayatımda kökten bazı değişiklikler yaptım. Olumlu anlamda da olumsuz anlamda da. İşe gireli çoktan 4 ay olmuş. Borçlarımı kapattım.  Uzun zamandır almak istediğim ne varsa aldım. Yemek istediğim ne varsa yedim. Gezmek istediğim neresi varsa gezdim. Bu yıl güzel bir seneydi uzun zamandır ihtiyaç duyduğum  o şeyleri yapıp atılım yaptığım bir yıl oldu. 

yeni yıldan hedefim 

ehliyet almak  ve aktif araba kullanmak

akademik olarak hedeflerimi gerçekleştirmeye devam etmek

düzenli spor yapan bir insan olmak

paketli gıdayı bırakmak

şekeri azaltmak

seyahat etmek.

Daha çok yurtiçi ve daha çok yurtdışı. Biraz birikim yapıp çokça hayal gerçekleştirmek hedefim.

Bu yıl hayatımın raylarının olumlu anlamda değiştiği bir yıldı. Son 10 yılda en çok çabaladığım yıldı.

Okuma alışkanlığımı kaybettiğim bir yıl oldu. Ama daha aktif bir hayat yaşamaya başladım.

bu yıl olduğu gibi seneye de kamp yapmaya devam etmek istiyorum.

artı olarak bisikletle yol yapmak.

yürüyüş gruplarına katılmak istiyorum.

27 yedi yaşım çok ama çok güzel başladı. Yarım yıla kadar aynı şekilde olacağına inancım tam.

26 yaş planlarıma bakacak olursak neleri yapmışım:

14- Aşık olmak istiyorum

kendimce oldum. dünyanın da kaç bucak olduğunu gördüm.


15- Yeni bir dünya mutfağı denemekğından yeni bi şeyler denedim ama az çok bu mutfaklara aşinayım zaten.

Hem evet hem hayır. Endon ve malay mutfa

16- Hiç gitmediğim bir şehre gitmek

Gittim. Mersin.

17- Öykü yarışmasına katılmak

Katıldım ama bir dergide öyküm yayınlandı.

18-  Alanımda eğlenceli ve bilgilendirici bir dergi yazısı kaleme almak

Aldım gönderdim. Sadece başlığı kullanıldı.

19- Mesleğimde ilerlemek

Bunu kelimenin tam anlamıyla yaptım. Hatta bir üste taşıdım. 

20- Visual diary veya sessiz vlog tarzı bir kanal açmak

Açtım üç video attım.

21- Annemin hayalini gerçekleştirmesi için destek olmak

Oldum. Kendi istediği kadar. Ona araba aldık. Kurutma makinesi aldım. Seyahat bazı sebeplerle iptal oldu ama bu yıl gündemde.

22-  5 Yeni bitki türü öğrenmek

Öğrendim. Ama sadece adını.

23- Daha az kafamın içinde yaşayıp daha çok dışarda yaşamak

buna yüzde elli diyebilirim

24- Bir yetimi mutlu etmek x

25- Ağaç dikmek  x

26- Kamp yapmak

yaptım. iki kez.

6 Ekim 2025 Pazartesi

beni iten acı mı



I want to try on every persona the world has ever known,”

 Beni en çok iten şey acı mı acaba. aylardır yazmadım bloga. acı tatlı şeyler yaşadım. çok güzel bir başlangıç  yaptım öyleyse neden yazmadım onca zaman. ya da ne oldu da yine yazarken buldum kendimi.

yazmadım çünkü yazmak da okumak da beni götürmedi bir yere. eski hayatıma dair ne varsa sevdiğim, aradığım, umduğum bulamadığım bir cumartesi sabahı enerjisi ile toplattım attım yol kenarına.

arkadaşlarımın düğünlerine gitmedim. sevdiğim podcastleri dinlemedim. kitapların kapağını açmadım.

öyle durdum işte. öylece boylu boyunca. 27 yaşımın başında 17 yaşında okuduğum bir öykü dönüp durdu. 27 yaşına gelen iyi bir işi ve ilişkisi olmayan o adamın öyküsü. umutla dolan taşan yarınların bana avuç dolusu güzelllikle geleceğini bekleyen ben, o zaman acınası bulduğu o karaktere dönüştüğümü düşündüm.

en zehirli öyküler bir anda tüm yaşamı olumlu şekilde değişen  öyküler. aksine olabilir bir gecede karabilir hayatını. ama tam tersi. mutluluk bir sabahta gelmez insana. bir sabahlığına gelebilir. ama sonra geçer işte.

neyse sonra ne oldu da başladım yazmaya. bir kız gördüm bisikletin üstünde. o kadar acı çektim ki. bir anda 27 yaşında olduğumu. hiç bisiklet almadığımı. son bilmem kaç yılın listesine tekrar tekrar yazdığımı. ama bir türü alıp binemediğimi. böyle devam ederse tolstoyun bisikleti argümanın yaşamıma taşıyacağımı fark ettim.

neyse güzel haberlerim var. iyi bi işe girdim. gidecek yolum var. ama iş yoğum kafam rahat maaşım iyi. yine de akademik olarak kendimi geliştirmem gerekiyor.

demesem içimde kalacak. platonik olduğum bir zaman yolumuzun kesişeceği ve beni çok seveceğini düşündüğüm o oğlan sözlenmiş. kafede arka masam da oturan annesinden duymam. çok garip.

kırmızı bisiklet, kafede arkamda dönen sohbet.

anlıyorum. anlıyorum efendim.


25 Şubat 2025 Salı

Bcp Şubat / Yalnız Gezerin Hayalleri

 


Bcp Şubat tabi ki sevgililer gününe denk geldiği aşk temasını da işleyecekti. Lakin ömrümün tüm şubatları gibi bu şubatta yalnız geçti. Bende yalnızlık konusunu önerdim. Sonra gruba girip yalnızlıkla ilgili ilk kitabı indirdim. Tam isabet etmişim. Rousseau ne yaşamış bilmiyorum ama acayip yalnızlaşmış. Kitapta sürekli birilerine gönderme vardı. Yani bazı yerlerde zoraki bir yalnızlık anıları gibi geldi. Ama yalnızlıktan zevk almayı öğrenmiş kendisi. 
Ben çocukken bile gizli yerim vardı. Gider orada tek başıma oynardım. Çocuklar ip atlarken bazen, evin arkasına gider kilden kardan adam ailesi yapardım. Hatırlıyorum beni gezmeye götürmeyin anneanneme bırakın dediğimi. Aşırı sosyal iş ortamı da yoruyor beni. 

İnsanlardan kaçıyor, yalnızlık arıyor, artık hayal gücümü kullanmıyor, daha az düşünüyor olsam da, bezgin ve hüzün verici bir duygusuzluktan beni uzak tutan canlı bir yaratılışta olduğum için hemen beni çevreleyen her şeyle ilgilenmeye başladım, güçlü ve doğal bir içgüdüyle en çok hoşuma giden konuları yeğledim.

gerçek mutluluğun kaynağının içimizde olduğunu, mutlu olmayı bilen birini mutsuz etmenin kimsenin harcı olmadığını öğrendim.

Teselliyi, umudu ve huzuru yalnızca kendi içimde bulduğum için, ömrümün geri kalan kısmında mademki yalnızım, ne kendimden başka bir şeyle meşgul olmalıyım ne de bunu istiyorum

Dünyaya yabancı bir gezegenden düşmüş gibiyim. Çevremde yalnızca yüreğime acı veren, onu paralayan şeyler görüyorum. Beni çevreleyen şeylere, onlarda beni kızdıran, içimi bulandıran bir şeyler bulmaksızın göz atamıyorum

Artık onlardan gelen iyilik de, kötülük de benim için bir ve ne yaparlarsa yapsınlar çağdaşlarım benim için bir anlam taşımayacaklar.

Tehdit benim için darbenin kendisinden daha korkunçtur. Tehditler bir kere gerçekleştiler mi, hayal gücüne ilişkin yanlarından sıyrılarak gerçek değerlerine indirgenir.

İnsanları, kendilerine rağmen sevebilirdim

İşte artık yeryüzünde yapayalnızım; ne kardeşim ne yakınını ne dostum ne arkadaşım ne de ahbabım var; tek başımayım.

23 Şubat 2025 Pazar

havası kaçmış balon



Düşümde düş gördüğümü gördüm. Ve ansızın düş değildi artık.

 Eskişehir helvası almış kardeşim. Çok şekerli geldi bana. Sert bir kahveyle yenilebilir pekala. Tatili bitti. Okula döndü artık. 

Bahar geliyor hepten. Çiçekler fışkırıyor dallarından. Aile dostu bir  teyzenin yanına gittik. -1 gördüm ilk defa. Ama görseniz çiçekler soğuk umurlarında bile değil.

Melisa Kesmez'in yeni kitabı çıkmış alıp okumak istiyorum hemen. 

Artık iyiden iyiye bıraktık Türk kahvesini. Osmanlı kahvesi var. Daha yumuşak kremamsı bir tadı var.

Bu hafta derslerim çok iyi geçti. Öncesinde notlar hazırladım. Olabildiğince basite indirgedim konuları. Şiir yazdım ama beğenmedim. Çok düz yazıyorum. Dizesiz uyaksız öyle seviyorum diye.

                                           

Yakın ilişkileri çokta yakından takip etmiyorum ama. Bir podcast programı. Genelde psikoloji üzerine konuşmalar oluyor. Bu bölümünde öykü vardı.  Öykü tam yaşadığım alengirli ilişkiye ışık tutmuş. Modernliğimiz yüzünden mi yoksa çağ mı karakterleri yozlaştırdı bilmiyorum.


                               

Sosyal medyada gezerken sonu ters köşe denilen bir film izledim. Keşke ters köşe olduğunu bilmeden izleseydim. Başından sonu belliydi. Film boyu heyecan hissetmedim o yüzden. Bu alıntı çok doğru. Zihin süpürgeleri var. Biz kaldıramayız diye arada sırada tozları uçuştura uçuştura ortalığı temizliyorlar.

                                         

Tülay Gök'ün youtube kanalından katıl aldım. Bir videosunda böyle bir anekdot vardı. Birileri de yazmış yoruma. Alıntılamak istedim. 

Bu hafta başladığım yarım kaldığım bir sürü kitap olmasına rağmen başka bir kitaba başladım. Kitap saçlarımdan tuttu. Beni peşine taktı. 2 günde bitirdim. Benim sevdiğim konu. Ya öyle olmasa şöyle olsa. Ya böyle olsalı alternatif yaşam temalı. Bilim kurgu değil salt yaşam. Çok da alıntı not aldım.

                                                    

-Şimdi mutlu olduğum günleri de elimden almak istiyorsun. -Şu an yitirdiğini sandığın kadar çok şeye sahip olmadığını söylemek istiyorum sadece.

Bu hafta geçen haftaki gibi güzel geçti. Kendimi işe verdim. İşten arta kalan zamanlarda canım ne istiyorsa onu yaptım. Arkadaşlarımla buluştum, güzel yemekler yedim; ağladım, güldüm. Bir sokaktan geçip, bi şey görünce zihnimde beliriyor hemen. Sonra geçiyor. Bizden olmazdı, olmadı diyorum. 

                                        

Haritalarda bir şelale gördük. Yorumlarda yazın kuruyor. Anca baharda akıyor yazıyordu. Y. yine de buralara gelmişken gidelim dedi. Ben o kadar yol gitmeye gerek yok dedim. Muhtemelen kuru dedim. Gittik ama. Ortada şelale yoktu. Aşınmış kocaman bir kayalık vardı. Kaç km yol gitmiştik. Geçen annemler dönerken bir anda karşımıza bu küçük şelalecik çıktı. Çok garip hayat çok. koş, uğraş ama yakalayama. Umursama, yoluna devam et ama karşına çıksın. Bilmiyorum o kadar garip hissettim ki.

Bu hafta Ramazan ayından önceki son hafta. İş yoğunluğu istediğim gibi. Hatta bir atölye çalışması düzenleyebilirim. Bana bağlı. Zihnen istemiyorum ama yine de materyallerimi hazırladım. İstediğim bir miktar alırsam neden olmasın? Bilmiyorum. Bir yerimde delik olmuş da gitgide hava kaybeden ama uçmaya devam eden bir balon gibiyim. Hareketimin sebebi rüzgar. Değilse için boş bomboş.

16 Şubat 2025 Pazar

Hafta Özeti

 


Zamanın birinde Anadolu'da geçimini faytonculuk yaparak sağlayan bir adam varmış. Bir gün faytonun yanında müşteri beklerken 200 kiloluk birisi yanına gelir ve uzak bir kasabaya gitmesi gerektiğini, kendisini götürüp götüremeyeceğini sorar. Faytoncu cevap verir: Seni götürürüm ancak faytona binerken atın önünden geçme. Çünkü at taşıdığı ağırlığı görürse faytonu çekemez:' Pek çok insan ruhunda ne kadar yük taşıdığını bir ömür görmez.
-Ruhun inşası

Berbat bir haftaydı. Gerçi düşünce o kadar da kötü değilmiş ama. Şu anki öfkemden öyle geliyor herhalde. Abim iş değiştirdi. Umarım işi madden manen onun için iyi olur. Pazartesi başlayacak yeni işine. Hem de bizim ailenin vebası -bir işte sabit kalamamayı- atlatır umarım. O bırakınca işi anneme destek olma işi bana ve babama kalacak. Ben zaten yoğun çalışmıyorum bu sıra. O yüzden zamanımı da dolduracak bir şey olduğu için rahatça giderim yanına. Annem  Akşam yemeği dışarda yer kendimizi yormayız vs. dedi. O da artık eskisi tutumlu takılmıyor artık. Yığsa da eriyecek farkında. Babam orada burada takılıyor. Neyse yaşadığım olaylarda yıllardır eksik yaptığı babalığı telafi etti. Tüm süreçte arkamda durdu bana destek oldu. O yüzden onun sorumsuzlukları batmıyor gözüme. Ama umarım yakın zamanda dükkana alıcı bulunur devredilir. Değilse benim yaza yaptığım planlar bozulur. Gerçi tam da bir planımı yok. Onun için endişelenmiyorum da. Yılı 4 çeyreğe böldüm. Şu anda birinci çeyrek planlarımı yapıyorum ki toplamda 4 alan. Biri hariç hedeflerim oldukça iyi gidiyor.

(ayıla bayıla okuduğum kitap)

Ayrılık zihnime şu yönden yaradı. Oldukça güzel bir şekilde kitap okumaya ve yazmaya başladım. Yazdığım alanım üzerindeki bir yazıyı orta çeyrekte bir dergiye gönderdim. Bakalım netice ne olur. Bu arada okuduğum kitap  rüyaları yorumlama hakkında bakışımı yeniden inşa etti. Tam bu esnada rüya yorumu yapan yapay zeka sitesi keşfettim. Site için tık Görülen rüyanın bilinç altında yatan temelini açıklıyor kendi çapında.

Onun dışında Beyran çorbası yaptım bu hafta. annemler beğendiler. Orijinali değil tabi ki ev tipi bir çorba. Ama silip süpürdüler mutlu oldum. Nedense yemek yapabilme yetimi kaybettiğimi düşünmüştüm.

14 şubat lanetim beni yalnız bırakmadı bu senede. Her 14 şubatı ayrılmış bir şekilde geçirdim. Çok komik bir durum gerçekten. Ne diyebilirim. Bu günler hep kapitalist rejimin oyunu. Kardeşim izindeyken günü birlik işlere gitti. Sevgilisine bir günlük maaşı tutarında çiçek buketi almış. Abimde benim gibi yalnız girdi. Neyse iş dünyamızda çiçekler açıyor bu daha iyi.

Ameliyat yüzünden sırt ağrılarım oldu. Kontrole de gitmedim daha. 

Kafamda evi bölümlere böldüm. Tamir dolabını boşaltıp düzenledim. Ayakkabıları makineye attım. Ayakkabılığı yıkadım. Hayatın kontrolünü kaçırdığımızı düşünce eşyalara sarıyoruz herhalde. 

Ayrıca yeni bir  site keşfettim. Harika bir organizasyon yazısı okudum. Yazı için tık.

Şevke geldim. Ekran görüntülerimi düzenledim. Gereksizleri sildim. Notlar kısmına hepsini taşıdım. Çok iyi hissettirdi.

Trt 2'de denizden Boğaziçi'nin fotoğraflarını çeken sanatçıyı izledim. Video için tık Çok güzel resimler ortaya çıkarmış gerçekten. 

Bu hafta eski müdürüm aradı. Kendisi aynı zamanda ortaokuldan öğretmenim. Kahvaltıya çağırdı. Ama o gün oruç tutmuştum. Gitmedim başka güne artık dedim. 8 kilo fazlam var. 3  gün oruç tuttum 3 kilo indim. Oruçken açlığı unutuyorum. Birde şu sıralar ayrılık travması sürekli atıştırasım geliyor. Hayatımda en yüksek kiloyu gördüm. Hazır Ramazan ayı da gelmeden kaza oruçlarımı da tutmuş oldum hem de yeme kontrolü sağladım. Çok ama çok iyi geldi. Bir de gelecek ay spora başlarsam tamamdır. 

(ben acı çekerken, bahar yola çıkmış geliyor)

Her gün en azından esneme hareketleri yapıyorum, ip atlıyorum. Bol bol su içiyorum. 

Kendine bakmak duygusal olarak da topluyor insanı. Arada bağıra bağıra arada sessiz sessiz ağlıyorum. Bu da sürecin parçası vücudumun verdiği normal bir tepki ne yapayım.

Babam kocaman kocaman elmalar almış. Onları yedim bu hafta. Bolca da yeşillik tükettim. Salata yaptım. Ekmeği unuttum neredeyse.

Hah birde kahve dünyasını antep fıstıklı çikolatasını görüp sevine sevine almış, bayıla bayıla yemiştim. Meğer gümrüğe bir sürü antep fıstığı takılmış. Gönderilen Avrupa ülkesi kabul etmemiş içeriği temiz çıkmayınca. Ülkemize gelince de patlamış antep fıstıklı çikolatalar. Kardeşimden daha iyi bi marketten almış başka markanın indirim(!) deki antepfıstıklı çikolatasını. Bir kere almış yiyelim bari dedik. Paketli hiç bir şey yememe kararım tazelendi tekrar. Teşekkürler gıda dedektifi.

Alınan kararlar:

Paketli tüketmemek

Daha çok su

Eksik dersleri tamamlamak

Anneme yardım etmek

Bir tarif yapmak

bir şiir yazmak

cilt bakımına başlamak

Gelecek hafta görüşürüz!