25 Şubat 2025 Salı
Bcp Şubat / Yalnız Gezerin Hayalleri
11 Mart 2024 Pazartesi
Bcp Şubat/ Gençlik Yolculuğu
"Onun acısını tam olarak anlayamam. Ne kadar uğraşsam da hayal edemem ama.. Tüm kalbimle seni anlamaya çalışarak hata mı ediyorum?"
Blogları Canlandırma Projesinin Şubat teması yalnızlık, dostluk ve sevgiydi. Yüzyıllık yalnız okumaya niyetlenmiştim. Ama bu aralar okuma aşkım kuş olup uçtu gitti bir yerlere. Bir kaç kere ilk sayfasını okusam da ilerleme kaydedemedim. En son uzun zamandır okuma listemde olan "gençlik Yolculuğu" kitabını okudum. Manga okumaya üç sene önce başladım. Hepi topu dört beş seri okumuştum. İlk başta bir garip geliyor. Siyah beyaz çizimler duygu geçirebilir mi diye. Ama pekala geçiriyor. Konuları ilginç oluyor. Distopik tarzda olanlar favorim. Fakat gençlik yolculuğu adı gibi tatlış bir manga. Ana karakterimiz Futaba Yoshioka (kız) ortaokuldayken sevimli ve erkekler arasında popülerdir. Fakat bu durum kız arkadaşları arasında dışlanmasına yol açar. Futaba 17 yaşına girdiğinde ve liseye başladığında artık değişmeye karar verir. Sevimli şeyleri bırakıp harbi kız olmaya çabalar. Böylece kabul görecek ve bir gruba ait hissedecektir. Bir yandan erkek karekterimiz Kou vardır ki kızımız ortaokuldayken bu oğlana aşık olmuş fakat ilanı aşk edememiştir. Lisede kou ile tekrar karşılaşır fakat Kou'nun hem soyadı hem de kişiliği değişmiştir. Sonradan Futaba öğrenir ki oğlanda ortaokuldayken onu seviyormuş fakat artık ona karşı hiç bir duygusu kalmamış. Futabanın Kou'ya hislerini, arkadaş edinmesini ilk gençliğe ait o saf ve masum endişeleri telaşeleri okuyoruz. Kitabın dört cildini okudum. İlk cildinde sıkıldım. Fakat liseye başlaması, kendini değiştirme yer yer bastırma çabası arkadaş edinme evrelerinin olduğu 2-3 cilt bana daha çok hitap etti. Kitabı buhranlı bir dönemimde okumuştum. Bazı cümleler içimi ısıtıp beni rahatlattı. Okurken her ülkede ilişki dinamiklerinin ne kadar farklı olduğunu düşünüp durdum. Yer yer arkadaşlıkları bana çok yüzeysel yer yer de abartılı geldi. Kafa dağıtmalık, çerezlik bir kitap okumak isterseniz gençlik yolculuğuna bir göz atabilirsiniz.
"Yine kaybedeceğini düşündüğün için korkuyorsun değil mi? Sen gerçekten de inanılmazsın. Çok değerli bir şey kaybettiysen ve yerini dolduracak başka bir şey yoksa sen de orayı tek bir şeyle doldurmaya çalışma olur mu? Ufak da olsa on tane, yüz tane şey topla. Senin hayata tutunmanı bunlar sağlasın Kou. Bir şeylerle uğraştın veya dolu dolu kahkaha attın diye kimse seni suçlamayacak. Eğer öyle biri çıkarsa ağzını yüzünü dağıtırım onun ben."
31 Ocak 2024 Çarşamba
BCP Ocak- Yan Etkiler Woody Allen
3 Temmuz 2023 Pazartesi
24 Yaşımda Okuduğum 24 Kitap
Geçen Sene 116 Kitap okumuşum. Büyük bir kısmı Japon edebiyatından. Ama üzülerek söylemeliyim ki favori listemde sadece bir tane Japon Edebiyatı var. Onun yerine rastgele okuduğum Kore Edebiyatı daha çok ilgimi çekti. Bu yıl Kore Edebiyatından eserler okumak istiyorum. Ayrıca Japon edebiyatından okuduğum manga serisi hoşuma gitti. Bu yıl başka mangalara da bakmak istiyorum. Onun dışında çok verimli bir yıldı çok fazla sevdiğim tüm kitaplarını okumak istediğim yazar keşfettim. Bu yıl en çok Matt Haig,'in kitabını okumuşum. Onun dışında Aylin Balboa, Ercan Kesal, Nilay Örnek ve Haydar Ergülen bu yıl 2 tane kitabını okuduğum yazarlardı. Yeni Türk yazarlar keşfetmenin sevinci içindeyim. Gelecek yıl için okuma planım kalan Japon Edebiyatı okumalarımı bitirmek. Kore Edebiyatından eserler okumak. Farklı dünya edebiyatlarına yönelmek. Bir yandan klasikleri eritirken bir yandan yeni yazarları okumak. Ah iyi ki şu okuma sevdasına düşmüşüm. Kitabı tuttum. Tuttuktan sonra öptüm. Okumasam deli olacaktım.
Daha önce kitap blogum olan Bacon'un Bastonu'nda yorum yazdığım kitaplar için tekrar yorum yazmadım direkt kitap ismine tıklayıp ilgili yazıya gidebilirsiniz.
1-Unutmanın Genel Teorisi /Jose Eduardo Agualusa
Angolalı bir yazarın yaşanmış olayları baz alarak yazdığı kitap. Ana karakter Ludo bağımsızlık savaşı başladığında kardeşini kaybeder ve dış dünya ile olan tüm bağlantılarını kurduğu dış kapısına bir duvar örer. Hem yaşamın bir o kadar içinde hem dışında savaşın seyrine, bir ülkenin siluetinin değişmesine tanık olur.
Kitabı okumaya başlarken kitabın içeriği hakkında bir bilgim yoktu. Bir yerlerde görmüş o an içim ısınmış ve almıştım. Kitabın beni bu denli içine çekeceği aklıma gelmedi. Özellikle b kaç yerde kalbim yırtılacakmış gibi bir keder hissettim. Kendi coğrafyamızda olan biten her şeye tanık olmasak bile savaşları ve acıları azda olsa biliyoruz. Oysa sadece ismen bildiğim bir ülkenin kitabını okumak bana yeryüzünde ne kadar çok acının olduğunu hatırlattı. Garipti. Onu acısına tanık olmak ve savaşın caniliğini masum bir kadının ellerinde görmek çok çarpıcı geldi.
-Sadece kitaptaki tüm karakterlerin birbiri ile bağlantılı olması bana Charlens Dickens'ı anımsattı. Bir zaman sonra bu kadar çok bağlantı gerçeklikten uzaklaştırıyor anlatıyı. Gerçi bakıldığında belki de gerçekte kişiler arasında daha sıkı ilmeklerle örülmüş bir bağlantı imkan dahilinde
2-Bir Dinozorun Anıları/Mina Urgan
Mina Hanım'dan okuduğum ilk kitaptı. Tam olarak ne bekleyeceğimi bilemeden okumuştum. Ama çok güzel ve beklenmedik bilgiler eriştim. Edebiyat camiasından Yahya Kemal, Necip Fazıl ve Sait Faik gibi isimlerinde hayatlarına küçükte olsa bir bakış atıyorsunuz. Ayrıca bir eğitimci olarak kurduğu cümleler beni canı gönülden etkiledi.
3-83 Yaşındaki Hendrik Groen'un Gizli Güncesi
2.El kitap alırken sepeti doldursun diye alıp atıvermiştim. Renkli bir kapağı garip bir adı vardı. Ama kitabın yazarı o kadar içten yazmış ki her şey gerçek gibi geliyor. Yılın başında bir günlük alan ve senenin sonuna kadar her gün yazmaya karar veren 83 yaşında bir adamın öyküsü. Hayata karşı ümidini kaybeden bu adamın kendini tekrar buluş hikayesi. Kitabı okurken bir insan kendini aradığı müddetçe nihayetinde istediğini bulamasa bile çok güzel şeyler buluyor bunu anladım.
4-Bir Katilin Güncesi Kim Young-Ha
Kitabın beni bu kadar etkileyeceğimi düşünmemiştim. Kitap öylesine akıcı, öylesine merak uyandırıcı bir dil ile yazılmış ki... Kitap boyunca neyin gerçeklik neyin hastalığın getirdiği sanrılar olduğunu anlamaya çalışırken sürekli bir tetik halindeydim. Biz normal insanlarca normal kabul gören olguların( gülmek, acı çekmek, havadan sudan sohbet etmek) bir sosyopat için ne kadar da zor olduğunu görmek ilgi çekiciydi.
Spoiler
Ana karakterin şiir yazması, yer yer edebi göndermeleri, kendine karşı bile olan acımasız eleştirisi dikkate değerdi. Özellikle yaşamı boyunca tek değer verdiği, insani duygular hissettiği, kendini sorumlu gördüğü kızı ile ilgili gerçek/son beni mahvetti. Öldürmediği her insanın bunu bir lütuf olarak görmesi ile ilgili cümle tüylerimi ürpertti. Boynuna ses kayıt cihazı asması ve anımsamaya çalışması mantıklıydı. Nietzsche göndermeleri çok yerindeydi. Kitap öylesine samimi bir dille duygulanmıştı ki gerçekten bir katilin güncesini okuyormuşum da az sonra odaya gelecek ve elimden çekip alacakmış korkusunu yürekten hissetim
5-Outliers Malcolm Gladwell
Barış Özcan'ın şu videosu üzerine okuduğum bir kitaptı. İyi ki okumuşum. İnsanın yerleşik bazı düşüncelerini bir daha gelmemek üzere kovalıyor. Pek bilinmedik araştırmalar ve insan psikolojisine dair çok güzel tespitler var.
6-Belki Bir Gün Uçarız/Ateş Sönene Kadar Aylin Balboa
Aylin Balboa bu yıl keşfettiğim ve sevdiğim bir yazar. Neşeli ve bir o kadar sivri dilli yazarımız bana yer yer modern bir Hüseyin Rahmi havası verdi. Okurken çok keyif aldığım bir yazar oldu.
7-İnsanlar/ Gece Yarısı Kütüphanesi/ Rahatlama Kitabı / Zamanı Durdurmanın Yolları Matt Haig
Popüler kitaplardan uzak durmaya çalışmak gibi bir eğilimim var. Harry potter okumadım. Star wars izlemedim. Kıyıda köşede kalan yahut az bir kitleye hitap eden şeyler bana daha çok hitap eder. O yüzden sürekli her yerde gördüğüm bu kitapları okuma istemedim. Kitap kulübü vesilesi ile Gece Yarısı Kütüphanesini okudum. Yazarın tarzını ve kendime çok yakın gelen uydurmacalarını çok sevdim. En sevdiğim kitabı İnsanlar oldu.
8-Bir Sanatçı Gibi Araklayın/ Devam Edebilmek Austin Kleon
İnsanın bunaldığı zamanlar çok iyi gelen iki kitap. Birinci kitap üretkenliğinizi kamçılar ve yeni pencereler verirken ikinci kitap çağımızın vebası Tükenmişlik Sendromu gibi dertlere deva. Kütüphanemin vazgeçilmez iki parçası olarak yerlerini aldılar.
9-Günaydın Yeryüzü Güzel Irmak/ İlhan Berk
İlhan Berk'in Günaydın Yeryüzü kitabını okumuş ve yalın diline, doğaya olan sevgisine ve bunu dile getiriş biçimine hayran kalmıştım. Fakat bu kitap beni şoke etti. Çocuk masumiyetini erotikleştirerek romantize etme nasıl bir zihniyet anlayamıyorum. Küçüğüm kelimesi ile kastı başka ne olabilir bilmiyorum. Çocuklar hakkında yazılan mahkeme yazılarında "küçüğün yüksek yararına" diye geçer. O yüzden benim aklıma sadece saf masum bir çocuk geldi. Kitap boyunca bu kakafoni devam ediyor. Buyurun kendiniz yorumlayınız.
"Küçüğüm, bu senin sesin, güzel ırmak Önce rüzgârın öptüğü, sonra benim öptüğüm Bu bitmemiş şiirler senin ayak bileklerin Soluğun, kokun, karnın, gölgeli gözlerin Bu böyle çözülü göğsün, enine boyuna dudakların Sabahlara kadar ki büyük gözlerin böyle Bu dal gibiliğin, saçların, kırmızı ağzın Tüylerin tay boynun, küçücük çocuk ellerin Bu üstünde onca seviştiğimiz yatak sonra Sonra bu benim anı artığı eski yüzüm Böyle yukarıdan aşağı gidiyorum seni Karışıyor, korkunç, ellerimiz ayaklarım
10-İvan Osokin'in Tuhaf Hayatı PDOuspensky
Okuma listemde bekleyen bir kitaptı. Bilim Kurgunun babası sayılan kitaplardanmış ve bir çok yazarı etkilemiş. Bu yıl bu mantıkta benzer kitaplar okuduğum için çok etkilenmedim. Hatta bütün kitabı okurken aklıma gündüz kuşağından bir dizinin sahnesi canlanıp durdu.
11-The Promised Neverland Kaiu Shirai
Okuduğum ilk mangaydı ve tam anlamıyla bir kitaptan isteyebileceğim her şey vardı. Beni aldı içine çekti. Maceralarına üzüntülerine dahil etti. Ben acıyla kıvranırken yazar son numarasını yaptı. Çok sevdim. Başka mangalarda okumak için heyecanlanıyorum. Konusu bir yetimhanede mutlu mesut büyüyen çocuklar bir anda acı bir gerçeğin farkına varırlar. Burası bir yetimhane değildir ve maceraları başlar.
Spoiler
Aslında her karakterin mutlu olarak bittiği kitaplar biraz havada durur. Aynı Türk dizilerinin finallerinde düğün sahnesi veya yemek masası gibi. Bana çok bayat gelir. Ama kitabın sonundaki son beni çok tatmin etti.
12-Onca Yoksulluk Varken Romain Gary
13-Yağmurlu Deniz/Başaklar Gebe Necati Cumalı
Kitap üç ana bölümden oluşuyor. Yağmurlu deniz, güneş çizgisi ve imdatla gelen. Her bölümün alt başlıkları var. Bir kompozisyon çerçevesinde yazılmış. Şiirler yalın ve duru. Okurken işte dedim bu adam şair. Bu adam her gün kullandığım kelimeleri eğmiş bükmüş ve ondan güzel mi güzel şiir yapmış. Ben süslü sözlerle değil de günlük dille şiir yazanları daha çok beğeniyorum. Böyle gündelik şeyleri hiç görmediğim yönüyle görmemi sağlıyor. Necati Cumalı geç keşfettiğim ve çok sevdiğim yazarlardan
Başaklar Gebe (Arka Kapak)Yalın bir söyleyişle şiire başlayan ve genellikle yaşamak sevinci ve aşk temaları üzerinde edebiyat yapmadan duran Cumalının bu eserinde, çoktan beri aranan ilk üç kitabiyle son şiirleri toplanmıştır. Yalın bir dille kimi zaman insan kimi zaman doğa aracılığı ile duygular tatlı bir şekilde ifade edilmiş.
Bazı şiirleri çok sevdim bana İlhan Berk'i anımsattı. Bazı şiirleri her şairin söylediği türden şeylerdi biraz yavan geldi. Yine de bazı şiirleri öylesine tatlı bir dille yazılmışken nasıl bir o kadar vurucu oluyor anlamadım. Edebiyat böyle bir şey herhalde
14-Buraya Bakarlar Mehmet Fatih Özbey
15- Felsefenin Tesellisi Alain de Botton
16- Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın Cuniçiro Tanizaki
17-Erteleme Sanatı John Perry
Kitap oldukça kısa ve insana ertelemek ile ilgili ilginç bir bakış açışı kazandırıyor. Ertelemek üretkenliğe faydalı olur mu? Kronik erteleyiciler nasıl etraflarından oldukça başarılı insanlar olarak anılır tarzında ertelemeye dair ilginç sorulara cevaplar arıyor.
18- İşin Aslı, Judit Ve Sonrası Sandor Marai
19-Tavana Bak Firdevs Ev
Çok ilginç bir kitaptı. Daha önce hiç bu tarz büyülü gerçeklikle yazılmış bir kitap okumamıştım. Pek bana hitap etmese de hikayeler derindi. Özellikle Derya'nın öyküsü beni kalbimden etkiledi. Ama işte böyle tam etkileniyorsunuz sonra garip bir şey oluyor. Sanki her şey bir rüyaymış gibi etkisini kaybediyor. Kitap hakkında ne düşündüğüm allak bullak. Fakat eklemeliyim ki ilginç bir deneyimdi
20-Göğü Delen Adam Erich Scheurmann
Bir tane söz vardır. Bir şeyi değiştiremiyorsan bakış açını değiştir diye. Çünkü herkes bilir ki bakış açısı gerçeklik algımızı etkileyen en önemli faktördür. Bu kitap alışageldiğimiz yaşama bir yerlinin güneşin çocuklarının gözünden bakmamızı sağlıyor. Sıcacık yuva dediğimiz evlere taş kutu diyen, şehirlileri yarık insanı olarak niteleyen, insanın taptığının küçük sarı demirler olduğunu ifade eden mükemmel kitap. Kesinlikle tüm insanların okuması gereken bir kitap. Dili kolay ve anlaşılır, anlatım merak uyandırıcı. Eve alıp istifleyip hediye diye her yere götürmelik bir kitap
21-Frankenstein Mary Shelley
Kitabın beni bu denli etkileyeceğini içime dokunacağını hiç düşünmemiştim. Derinden etkilendim. Çok düşündüm çok kafa yordum iyi kimdir? Kötü kimdir? Bir cani nasıl yetişir? Cani yalnızca üstü başı kana bulanmış olan mıdır? O caninin yetişmesinde etkisi olan kaç insan vardır?
Tarık Tufan'ın bir kitabın bir genç bir koltukta yalnız başına öldürdüyse kendini o ölüm yalnız başına olmamıştır onda bir çok insanın parmağı vardır tarzında bir söz geçer. Bir insan öldürüldüğünde de durum aynıdır. Onu öldüren yalnız başına mı öldürmüştür sahiden? Yoksa o ölümün içinde başkalarının parmağı var mıdır?
22-Aganta Burina Burinata Halikarnas Balıkçısı
Bu kitapla ilgili blog yazısı için tık
23-Her Umut Ortak Arar/ Bütün İyiler Biraz Küskündür Nilay Örnek
Nilay Örnek podscastleri ile tanıdığım ve sevdiğim birisi. Kitapları Storytel'de görünce dinledim. Yumuşacık çok tatlı bir radyo programı dinler gibi hissettim.
24-Peri Gazozu / Velhasıl Ercan Kesal
Peri Gazozu çok etkilendim kitaplardan biri oldu. Bu topraklarda anlatılmayı bekleyen ne çok hikaye var dedirtti bana. Okurken o an orada hemen yanı başlarında bende vardım sanki. Kitap insanı içine alan sarıp sarmalayan üzen düşündüren yapıda sıcacık samimi bir ülke anatomisi.
Bonus:
Kendini İyileştirme İşi Nasıl Yapılır Nicole LePera
Dağıldığım bir süreçte okudum. Katılmadığım bazı fikirlerle beraber genel olarak bana iyi geldi.
Bütün İnsanlar Ölümlüdür Simone de Beauvoir
24 yaşımın okuduğum son kitabıydı. Tek solukta okudum.
3 Mart 2023 Cuma
Bcp Şubat
Bu ayın teması şiir ve psikoloji idi. Şiir kitabı olarak Necati Cumalı'nın Başaklar Gebe kitabını okudum. Kitap daha önce yayınlanmamış ilk üç kitabı ve son şiirlerinin bir derlemesi. İncecik bir kitap. Necati Cumalı'nın yalın bir dili var. Okunması kolay bir kitap. Duygularını doğayı baz alarak ifade edişi çok hoş bana İlhan Berk'i anımsattı. Sonradan öğrendim ki hem bu iki yazarda çok sevdiğim Japon Edebiyatının bir ürünü olan Haikulara ilgi duymuş. Haikular kısacık, doğada bir anı anlatan genelde sembolik anlam taşıyan şiirlerdir. Bu şiirleri sembolik anlamları bir yana yaşama dair küçük ufak detaylara yer vermesi açısından çok seviyorum. Bu arada Orhan Veli de bu türden faydalanmış. Mesela Necati Cumalı'nın şu satırları:
Bir söğüdün dibinde Karpuz kestik yedik Yazın ışıktan seli Bıçağımın yüzünde
Bana çok hoş geldi kendimi gerçekten de tasvir ettiği türden bir yerin içindeymiş gibi hissettim.
Aşağıdaki şiiri neden yazdı bilmiyorum ama aklıma Sarıkamış Şehitleri geldi. Bir garip hissettim. Sade kelimelerle süslemeden acıyı anlatmak bana hep daha etkileyici gelmiştir.
Karda ayak izleri var Vurulup düştükleri yere kadar Yüzleri tanınmayacak bir halde Olduğu yerde kalmış cesetleri Onlar için hatıra yok Saat durmuş Onlar için değil Yıldızlar ve bu gece Onlar için değil gelen güneş Artık onların yok Uzak şehirlerde Sevdikleri Artık hepsi bitti Açlık, susuzluk ve kin Ne matara ne ekmek torbası lâzım Ne silâh Elbise ve düşen şapka da lüzumsuz Artık üşümezler ki
Bir ağaca seslendiği şu dizelerde pek hoşuma gitti açıkçası. Öyle yumuşak bir dili var ki.
Şimdi altında oturup dinlensem de Kalkıp gittiğim zaman Düşündüklerim bende kalacak. Seninle dost olamayız ağaç Nasıl günün her saatinde Yerini değiştirirse gölgen Deniz karışmazsa Balıkların kaderine Hepimiz ayrı ayrı yaşamağa. Ölüme mahkûmuz
...........
Şimdi eskisi gibi Güzel kâğıtlar Kalemler buldum Yeniden yazmaya başlayacağım Hatıra defterimi.
...........
Beni bir sabah bir mısra uyandırdı Bildiğiniz şiirlerimden birini yazdım Yere serili yatağımın içinde Sevgili kitaplarımın yanında
Şiirleri genel olarak sevsem de bazı dizeleri her zaman dile getirilen türden duyguları ve ifadeleri kullanış biçimden sıkıcı geldi. Ama diğer şiir kitaplarını okumak için de çok heyecanlıyım.
28 Ocak 2023 Cumartesi
Bir Garip Otobiyografi BCP OCAK
Blogları canlandırma projesine katılmak istedim bu sene. Her ay belirlenen bir temada izlenilen filmler, okunan kitaplar olması çok teşvik edici. Bu ayın teması; gerçeğe dayanan olaylar ve otobiyografi. Otobiyografi,anılar, günlükler okumayı çok sevdiğim bir tür. Son üç yılda 16 tane anı-günlük-otobiyografi okumuşum. Bu ayın teması tam bana göreydi. Dikkatimi çeken bir yazarın hayatını okumak istedim ve sonunda Kurt Vonnegut' un otobiyografik romanı ''Hi Ho'' kitabını seçtim. Başlı başına ilginç bir yazar. Kendisi ile Ted'in şu videosu ile tanışmıştım. Hemen ilk kitabını okudum. Onun garipliği, sürrealist hikayeleri beni içine çekti. Abuk sabuk gördüğümüz rüyalar olur. Zaman akışkandır. Mekan ayaklarımız altında kayar ve sürekli değişir. Tüm olaylar kırılgandır ve gerçeklik ise bir bukalemun gibi değişkendir. İşte onun kitapları da öyle. Ama çoğu modern sanat eserinde insanı ister istemez içine düşüren bir dilemma var. Hani bir sergi de garip bir şey görürsünüz ve onun gerçekten saçma mı yoksa sanatsal bir şey mi olduğu hakkında ikileme düşersiniz. Kurt Vonnegut sizi o ikileme düşürmüyor. Tüm o karmaşa öylesine iyi geliyor ve öylesine anlamlı, eleştirel şeyler barındırıyor ki.
Kitaba gelecek olursak, tüm o garipliğini kitaba taşımış. "Bu, yazıp yazacağım en samimi otobiyografi. Ona şakşak diyeceğim. Çünkü abartılı ve gülünç. Tıpkı şakşak komedi filmleri -özellikle de şu eski Laurel ve Hardy'ninkiler- gibi.” cümlesi ile başlıyor kitap.
Kitap her ne kadar sözlerine böyle başlasa da yalnızca başlangıç kısmı olan 13 sayfada yaşamı ile ilgili kesitlere yer verilmiş. Kalan kısımda hayatımda okuduğum en eksantrik öyküye yer verilmiş. Fiziksel olarak farklı doğan William ve Eliza'yı ailesi istemez. Onlara genişçe çiftlik evinde bir hayat kurarlar. Yaş günlerinde ziyarete gelirler. Bu iki çocuk her ne kadar zihinsel özürlü zannedilse de üstün bir zekaya sahiptir. Evde bulunan devasa kütüphaneden kitaplar okur, bu eski çiftlik evinin gizli odalarını ve koridorlarını keşfederler. Bir sürü dil öğrenirler. (Kitaplar farklı dillerde yazılmıştır.) Ama dışarıda ki herkese akılsız taklidi yaparlar. Bunun sebebini şu şekilde açıklıyorlar:
"Düşünün: Bize bakan insanların yaşamlarının merkezindeydik. Eliza ve ben yardımsız ve sefil kalsak, hemen hepsi kendi gözlerinde kahraman Hristiyan kesilirlerdi. Eğer biz zeki ve kendimize yeterli olabilsek, onlar aşağılık, pasaklı yardımcılarımız olurlardı. Eğer biz dünyaya açılabilseydik, onlar apartmanlarını, renkli televizyonlarını, doktor ve hemşire unvanlarını ve yüksek ücretli işlerini kaybedeceklerdi. İşte bu nedenle, ilk günden beri, bizim böyle yardıma muhtaç kalmamız için binlerce kez dua ettiklerinden eminim. Başarmamızı umdukları tek bir gelişme vardı. Tuvalet eğitimli olmamızı tüm kalpleriyle istediler."
Fakat bir gün annesinin onlardan nefret ettiğini ve keşke minicik bile olsa zeka pırıltıları olmasını istediklerini duyarlar. Hal böyle olunca ikizler sabah kalkar ve artık zekalarını dış dünyaya göstermeye karar verir. Böylece olağandışı, garip maceraları başlar. Kitabı sevdim diyemem. Ama garip bir deneyimdi. Özellikle sonlara doğru okumakta çok zorlandım. Kitabı sanki gerçekten de William yazmıştı. Her satırı kendine özgü garip, ucube havası ile dolup taşıyordu. Belki Kurt Vonnegut'u sevme sebebim de budur. O garip olay örgüsü ve kahramanlarının ötekiliğidir...
Aşk bulduğun yerdedir. Onu aramak aptalca. Hem zehirlenebilirsin de.
"Tarih bir sürprizler listesidir" dedim. "Bizi yalnızca yeniden şaşırmaya hazırlayabilir.
"Ülkeme kardeşlikten başka barış da getirmek isterdim." diye devam ettim. "Ne yazık ki, barış diye bir şey yok. Onu buluyoruz. Kaybediyoruz. Tekrar buluyoruz. Tekrar kaybediyoruz
24 Nisan 2022 Pazar
Yemek Perileri, Marekeş'te sesler
17 Ocak 2021 Pazar
rüyalar ve keşfedilmiş bir yazar
Siz rüya görür müsünüz? Rüya görmeyi sever misiniz? Eskiden rüya görmek büyük bir tutkumdu. Rüyalarımın çoğunda rüya olduğunun farkında olurdum ve uçardım, kaçardım.Gerçek yaşamın izin vermeyeceği türlü deliliklere yelken açardım. Rüyamda rüyalar görür o rüyaları başkalarına anlatırdım. Hatta bir keresinde karmakarışık bir durumu rüyamda çözmüştüm. Bir kaç ufak ayrıntıyı rüyamda anımsayıp uyanmış ve bazı şeyleri yoluna koymuştum.
Bazen rüyalarım kusar. İçime attığım bastırdığım ne varsa kusar. O kadar kusar ki ben bir yerlerde onların o karanlık vehimlerin varlığını bilirim. sadece rüyalarımda gün yüzüne çıkıp tekrar karanlıklara gömülür.
İşin can sıkıcı yanı rüyada olduğunu bildiğin rüyalar -ki buna lüsid rüya deniyormuş- hakkında bir video izledim ve artık bu tür bilinçli rüyalar görmem sona erdi.Farkında olmadan bir düğmeye basmışım gibi.Ormanda çatırdayacak kupkuru bir dala basmış dalda ki tüm kuşları kaçırmışım gibi.
Gördüğüm ilk rüyayı -doğrusu gördüğümü hatırladığım ilk rüyayı- anımsıyorum. Bir kızıl tilki boynunda bir steteskopla bana yaklaşmıştı. Yepyeşil ağaçların olduğu bir ormandı ve yer gıp gri betonlarla kaplıydı. Bende o doktor tilkiye güvenmek ve kaçmak arasında gidip geliyordum. Galiba uyanınca ablama koşmuş uyurken böyle şeyler gördüğümü anlatmıştım.
Bazen rüyalar görürüz. Rüya olduğunu bildiğimiz rüyalar. Bazen de öykü kitapları okuruz öykünün içinde olduğunu bilen karakterlerin kitapları. Yazara baş kaldıran ve kendi öyküsünü yaşamaya çalışan karakterlerin öyküsü. Yazarı durdurup lafa giren karakterler mi dersiniz yazarın beraber nar yemek istediği karakterler mi dersiniz. Oldukça ilginç bir öykü kitabı. Filmlerde oyuncunun kameraya bakıp konuştuğu sahneler vardır bu sahneler benim pek hoşuma kitap. Bu sebepten olsa gerek bu kitabı da sevdim. İlk hikâyede bulunan kahraman ve incir ağacı Slvyia Plath'i anımsattı. Çocukluk dut ağaçları, dedeler, masallar, tombul ballı incirler o kadar benvariydi ki acaba kitabı ben mi yazdım diye şüphe ettim:) Yazarın yer yer alaylı bazen geren bazen tatlı tatlı gülümseten bazen boğucu bir yaz günündeymiş gibi hissettiren bazen ilk kar şehre düştüğünde hissettiğimiz yumuşaklıkla içimizi saran kalemini sevdim.
Hüzün. Aslında iki sokak altımda oturuyor.
Şimdi, gerçek hüzün tastamam bu mudur diye sorarsanız eğer... değildir, hüzün bu dahi değildir.
5 Aralık 2020 Cumartesi
bir kitap alışverişinin anatomisi
Geçenlerde ah bir sahaf olsaydı yazımda ilçemizde sahaf olmamasından yakınmıştım.internet alışverişini herkesler delicesine yaparken uzak durduğum ve en son BKM Kitaptan aldığım kitaplar hasarlı olduğu için tavsiye istemiştim. Sevgili la Paragas'ın tavsiyesi ile Eganbadan alışveriş yaptım.fiyatlar piyasa değerinde,seçenek çok kargo hızlıydı. ne yazık ki paketlemeyi göremedim. fakat koydukları ayraçlar hoş değildi. bu tür sitelerde not düşeceğim boşuna göndermesinler kağıt israfı.
Bir yerde doğruluğunu teyit edemediğim bir hikaye dinlemiştim. İlk kez psikoloji çalışmalarının şöyle başladığı hakkında bir hikayeydi. Çok uzun zaman öne dinleyip belli belirsiz hatırladığım için bu hikayede ki kişi ve kuruluşlar zihnimin ürünü olacak,bilginize.
Bir gün bir doktor koltuklarını yeniletmek
için koltuk ustasını çağırır koltuk ustası gider tamir eder. Daha sonra bir
berberin koltuklarını yeniler. Yenilemek kelimesinin şimdi anlamını
kastetmiyorum. Önceki zamanda ki anlamı eskiyen bir şeyin yenisini alma değil.
Eskiyen bir şeyi kullanmaya uygun hale getirecek her türlü işlem. Bu minvalde
koltuk ustasının yaptığı işler çıkan yayları içine katma,süngersi yapıyı
kuvettlendirme türü şeylerdir herhalde. Neyse konuya dönecek olursak bu
koltukçu ustası birde isim vereli Marcus olsun. Marcus bir anda bir
aydınlanma yaşar. Berberdeki koltukların orta kısmı yıpranmışken doktorların
bekleme salonundaki koltukların sadece ön kısımları yıpranmıştır. Marcus o
zaman psikolojinin yaşamın bu kadar küçük ayrıntılarında saklı olabileceğini
anlar. ''Tabi ya ' der gür bir sesle ''berberde insanlar
havadan sudan muhabbet edip keyifli zaman geçirirken koltuğa rahatça
oturdular.orta kısımları yıprandı.ama bekleme salonundaki hastalar endişe
ile koltuğun ucuna iliştiler ve sadece uçları yıprandı.'' Marcus bu
aydınlamayı yaşadıktan sonra önünde 3 seçenek var.
1.seçenek Marcus sektör
değiştirip freud'un psikanalizin babası oluşu gibi
vitaniliz'in(vita latince yaşam demek kelimeyi tamamiyle ben uydurdum)babavita olup
yaşamdaki bu küçük ayrıntıları fark edip psikolojik analizler yapar.
2.seçenek Marcus sadece
doktorların koltuklarını yeniler böylece daha az sermaye ile daha çok hizmet
üretir.zamanla alanında uzmanlaşır.doktorların kanepe yenileyicisi olarak
ünlenir.bir kaç asparagas haber onu ''son kanepe bükücü olarak''tanıtır.
3.Marcus bu tespitini
anlatır.insanlar güler. İnsanlar zaten ne
zaman biri bir şey yapmayı yahut farklı olanı söylese güler ama Marcus buna
takılır ve keşfettiği bu bilgiyle hiç bir aydınlanma yaşamaz.
Hep merak etmişimdir
acaba yaşamımda kaç kez Colomb gibi bir keşif yaşayıp bunun farkına
varamıyorum.öngörü ayağına kaç önyargımın prangasına vuruluyorum.
Ohooooo ben ne anlatacaktım nerelere
geldim.
Aslında
şunu diyecektim. Yaptığımız küçük hareketler mikroskopa tutup inceleyelim. Gündelik
şeylerin sıradışılıkları karşısında hayran kalalım. Yahut kendimiz
hakkında farkına varmadığımız bir şeyi fark edelim.
Ben alacağım kitapları önceden listelerim. Resimde 5 kitap var ikisi listede bulunan
kitaplar.diğer spontane bir şekilde aldığım kitaplar. Plan:2 spontane:3
Acaba Marcus olsa ne düşünürdü?
(iki dakika önce uydurduğum karekterin
fikrini merak ediyorum)
Gelelim kitaplara.
Ziya Osman saba uzun zamandır tanışmak istediğim bir yazardı. Daha
ilkokulda çocukluğum şiirine vurulmuş şiirde beni kalbimden vurmuş çocukluğumun
acısnı çekip gitmeden hissetmiştim.o zamandan beri yaşam bizi bir araya
getirmemişti.Ziya Bey'in yaşamını okurken Galatasaray lisesinde Cahit
sıtkı ile okuduğunu öğrenince akşam yatmadan önce kendimi onlarla mektebin
bahçesinde kavak ağacının altında türlü meseleler üzerinde lakırdarken tahayyül
etmekten kendimi alamadım.ah bir de Orhan Veli olsa idi diye geçirdim içimden.
Kartpostalların fısıldadıkları sırf kartpotal sevgim yüzünden aldığım sahaflarda
bulunan kartpostallara hikayelerin anlatıldığı bir kitap fikir ilginç
Yolun gölgesi kitap kulubü için aldım. Göç ,mültecilik gibi
kavramlar hakkında bir uzun öykü.
Bir yazar nasıl okunur? John freeman'ın makale,deyimlerinin toplandığı
bir kitap. Okuma verimimi artırmak için böyle bir eser yararlı olur diye
düşündüm.
Sözcüklerdir bütün derdim spontane kısmından Ursula k.le guın hiç
okumadığım bir yazar. Fakat Murakami'nin koşmasaydım yazamazdım eserini
okuduktan sonra içimde bir merak oluştu.Herkes tarafından okunan yazarların
nasıl bir iç dünyaları düşünce odaları vardır diye. Bu kitap bana bunları vadetti. Yani en azından hislerim o yönde.
Blogtaki ilk ve sıradışı kitap alışverişi
yorumum bitti.
Amin
maalouf ölümcül kimlikler kitabında
''Dünya bir tornavidayla parçalarına
ayrılamayacak karmaşık bir düzenektir.'' der.
İnsanda öyle!
Ha
ben mi?
Ben
zaten hep öyleyim.
Ah ne güzel bir fotoğraf oldu. Çiçek öğretmenler gününden beri solmadı. Ne hoş ne hoş!
3 Aralık 2020 Perşembe
kan kardeşler
Kafka Yayınları uzun zamandır takip ettiğim bir yayın evi. Sosyal gerçeklik üzerine yazılmış epeyce bir eser var. Gelelim kitabımıza. özgün adı Jugend auf der Landstrasse Berlin("Berlin Yolundaki Gençlik) kitap bu isimle yazılmış fakat o dönemde yasaklandığı ve yakıldığı için tarih sahnesinden neredeyse silinecekmiş fakat bir şekilde bir yerlerde korunmuş ve tam 80 sene sonra Blood Brothers ismi ile 2013 yılında Michael Hofmann tarafından
Yeniden yayımlanmış.
Yazar
Yazar ile ilgili bildiğimiz kesin bir şey varsa o da adının Ernest heffner olduğu. İkinci Dünya Savaşı sırasında ortadan kayboldu ve o zamandan beri hiçbir iz bulunamadı. he New York Times'ın Şubat 2015 sayısında William Grimes, Haffner hakkında gazeteci ve muhtemelen sosyal hizmet uzmanı olmasının dışında bir şey bilmediğimizi ifade etmiş
Konusu
Kitap bizi Berlin'in 1930 yılına götürüyor.yani Weimar Cumhuriyetinde Bu dönem hep ilgimi çekmiştir naziler gelmeden önce imparatorluk döneminden sonra 1918 ile 1933 arası.siyasi calkantilar ekonomik sorunlar ilk kez elde edilen özgürlükler coşku sefalet.kitap bu dönemin ruhunu çok iyi bir şekilde yansıtıyor. Bu dönem aklıma çok partili rejime geçtiğimizde insanların yaşadığı o coşkuyu yoksulluk içersinde yaşarken gözlerindeki o umudu hatırlatıyor. (Bakınız 32.gün arşivleri Demir kırat)
Blood brothers bu cumhuriyetin son günlerinde geçiyor. Yetim,yetiştirme yurdundan kaçmış yada bir şekilde ailesinden ayrı düşmüş çocukların kurdukları sokak çetelerinde yaşama tutunma çabalarını okuyoruz kitap boyunca.Geceleri yatacak yeri,gündüzleri sırtlarına geçirecek bir hırkaları olmayan bu gençler refah içerisinde -bu refahlık tartışılır-içinde yari3 beslenmektense özgürlük içerisinde aç kalmayı seçiyorlar.
Açlıktan kıvranıp dudakları çatlağında yine aynı şeyi tekrar ediyorlar''açlıktan gebermek! Evet, ama benim istediğim yerde! ''
Kitap çoğu yerde kanımı dondurdu.Bu açlık bu sefalet ve bu arada kalmışlık beni gerçekten yordu. Özellikle yurttan kaçan Will trenin altında Berlin'e yolculuk yaparken buz gibi keskin soğuk ciğerlerime doldu ve benimde elim yüzüm trenin buharı ile kapkara oldu.
Neyse ki kitapta bunca kötülüğe ,açlığa maruz kalan fakat içinde iyi kalma ,iyi olma güdüsü olanların koşullar ne olursa olsun iyi kaldıklarını görüyoruz .
Çoğu kişi kitabın edebi dilinin zayıf olduğunu söylese bile o dönemde bunlara bizzat şahit olmuş birisi olsaydım değil kitabını yazmak sonsuza dek kelimelerimi kaybederdim. Zaten bazen konunun kendisi başlı başına yeterlidir. edebi tekniklere ihtiyaç duymaz, özne yüklem yeter.
Okuma önerisi:sosyal hizmet alanında çalışma yapanların mutlaka okuması gereken bir kitap .
Cepte parayı avuçladığında, Berlin nasıl da değişik görünüyor!
Kuzey ve doğu Berlin'den batı Berlin'e giden yol çoğunlukla özel bir otelin çarşafları üzerinden geçiyor gibi.
Vermek sadece, açlık ve sefaletin bilgisine doğal olarak sahip olan fakirlere mahsustur.
Çiçekler ve nezaket hapishaneye yakışmıyor.
Tam dibe vururken fark edip batmamış olanlar.
Rehber anahtar deliğinden parolayı fısıldıyor: "Karında gurultu, gırtlakta yangın." Kapılar açlığa ve susuzluğa açılıyor.
(Konu ile ilgili daha ayrıntılı bir inceleme okumak isterseniz:Tık)
Mavi yazılı yerler word without bordes sitesinden alıntıdır
20 Nisan 2020 Pazartesi
Elma dersem çık !

Bir zamanlar, öğrencilerimi sınıfımızdaki bir duvarın önüne dizer ve onlardan kâğıttan uçaklar yapıp karşı duvara fırlatmalarını isterdim; yaklaşık altı buçuk metre uzağa. Her türlü uçak yapmayı denerler, ama o uzaklığa fırlatmayı bir türlü başaramazlardı. Sonunda derdim ki, “Tamam çocuklar, şimdi gözlerinizi dört açın da dünya kâğıt uçak fırlatma şampiyonunu iş başında izleyin bakalım.” Sonra da elime aldığım kâğıt parçasını buruşturup golf topu büyüklüğüne getirir ve olanca gücümle karşı duvara fırlatırdım .Tam isabet! Kim demiş kâğıt uçaklar ille de uçağa benzer diye?
çözümüne yönelik düşünce akışınız çoğu kez
bilinçaltınızda yarattığınız, ama aslında var
olmayan bir takım kısıtlamalar, sınırlar, limitler
ve engeller yüzünden kesilir.
insanın, sadece tek bir doğru çözüm olduğunu
düşündüğünü, çünkü kendisine böyle öğretilmiş
olduğunu kavradım. Bütün okul yaşamları
boyunca, çok seçenekli ve doğru ya da yanlış
karşılıklı sorularla karşılaşıyorlardı ve tüm bu
soruların yalnızca bir tek doğru yanıtı oluyordu
10 Nisan 2020 Cuma
Albay Iran'ı Tanımaya ilk adım
Yazar,şah'ın gizli polisi Savak tarafından tutuklandığında sorgucularına sormuş, "Ne suç işledim?" diye. "Hiçbir şey" yanıtını almış. Sorgulayanlar, "Ama tutukladığımız herkeste romanlarınızın kopyalarının olması, sizi devrimcilerin provokatörü yapıyor" demiş. O zamandan beri İran, bildiğiniz üzere, bir İslami devrim ve 30 yıllık teokratik yönetim tecrübe etti ve 71 yaşındaki Devletabadi de kitap yazmaya devam etti
5 çocuk ve her birerleri ayrı bir siyasi görüşün pençesinde can çekişiyor.Kimisi toprağın bir çoğu ise kanın,işkencenin zulümün tadına bakıyor.Tüm bu süreçte albayın dalgalanmalarında bizde boğuluyoruz.okumanızı tavsiye ederim.Komşumuz olan bu ülkenin iç durumunu ,neler yaşadıklarını bilmek eminim ki bize pek faydalı olacaktır.
Dipnot:çevirmen çok güzel notlar koymuş.Oldukca bilgilendirici.
****
Ama zaten söylediğimiz herhangi bir şey gerçekten gerekli mi ve tüm sözlerimiz mantık tartısında mı tartılmalı? Hayır, söylediğimiz pek çok şeyi endişelerimize set çekmek ve korkularımızın üstünü kapatmak için söylüyoruz, böylece zamanla birer alışkanlığa dönüşüyorlar.
******
"Bu ülke için fazla iyiydin, bu taşlı toprak için fazla soylu bir çiçektin."











