27 Şubat 2022 Pazar

Kış gitmeden

Ben hiçbir zaman kendi düşüncelerimin veya herhangi birisinin düşüncelerinin tartışılmaz ölçüde doğru olduğuna inanmıyorum. Her zaman yanılabilirim.
Tomris Uyar- Kitapla Direniş
Bu hafta oh ne güzel kış bitiyor ben hiç yatak döşek hasta olmadım diye sevinirken perşembe günü soğukta kaldım. Bir günde yağmura yakalandım derken hasta oldum. Hastalık belirtileri çıkmadan vitaminlerimi aldım. Çaylarımı içtim. Ama cuma günü çok zordu. Kendimi eve atar atmaz uyudum. Diğer gün saat 11 gibi davul seslerine uyandım. Öfkelenmedim ama o kadar gereksiz geldi ki. Eskiden kültürel bir adet gelirdi. Hoş karşılardım.  Hastaydım ve durmadan çalan davul sesleri kafamda yankılandı. Bu hafta kış geri geldi. Oh ne güzel cemreler düşüyor derken yağmurlar yeniden başladı. Hava kapalı olunca bahçeye çıkamıyoruz. Öyle olunca çocuklar enerjilerini yönetmekte çok zorlanıyor. Bu hafta bir tiyatro gösterisine gittik. Hayallerinin peşinden koşan hezarfen.
Bu Hafta savaş haberi ile iç dünyam bir sallandı. Geçen yaz Ukrayna'da bir iş bulmuştum. Bir arkadaşımın vesilesi ile. Derken bir şeyler oldu ve hevesim kaçtı. Şimdi orayı savaş ile anmak bir garip geliyor. Bilmiyorum. Bu konuda ne denir ne söylenir. İlk bir kaç gün durmadan haberleri son gelişmeleri dinledim. Fakat artık canıma tak etti. Ne bir şeyler yapabiliyorum. Ne de elimden bir şey geliyor. Yalnız akşam yatmadan önce bir twitter gündemine bakıyorum.

Kütüphaneden mesaj geldi. Kitapları teslim tarihini geciktirmişim diye. Anneme verdim. Annem babama vermiş. Dedim ki ne olursa olsun 3 kitap alın hepsini okurum. Babam kütüphaneyi gezmiş gezmiş sonunda Toprak ev adında bir kitaba karar vermiş. İşin garip yanı biri bana baban bir kitap seçecek dese bende muhtemelen bu diye o kitabı gösterirdim. İlginç bir kitap. Büyük buhran esnasında fakirlik çekmiş yaşamını aktivistlik yaparak geçirmiş bu adamın tek kitabı Toprak Ev. Yaşamı boyunca durmadan mektup yazması günlük tutması hoşuma gitti. Kitabın yalnız sunuş aşamasını okudum devamını daha okumadım. 
Vay canına Kış mevsimi de bitiyor. Garip hissediyorum.
Lütfen güzel bir bahar gelsin.
Birileri savaşı başlattığı gibi barışı başlatsın.
 
 

20 Şubat 2022 Pazar

Ben Kirke ve güneşli günler

Gençken, dünyadaki bütün duyguları ilk hissedenin biz olduğumuzu zannederiz.

 Bu hafta planlamamı güzel yapmadığım için verimsiz bir haftaydı. Bunaldım ve iş yükü omuzlarıma ağır geldi. Bir yandan haftalardır süren yağmurlar ve kapalı havalar yerini güneşli günlere bıraktı. salı günü okul çıkışı arkadaşımla oturduk parka Kirke'yi konuştuk. Öğretmenler gününde bankanın kitap yurdan kitap hediyesi vardı. Durmadan görüp durduğumuz bu kitabı beraber alalım dedik. Aldık ben seve seve okudum. Bitmesin diye yavaş yavaş okudum.   Ben sevdim arkadaşım senin neden sevdiğini anlıyorum dedi. Bir yerde onu kendime benzetişimin nedenlerinden bahsetti. ''Mesela Kirke ilk başta çok güçsüz ve kolay yönetilebilen biri gibi gözükse de korkmadan babasına karşı çıkabilen tek çocuk o sende kafasına bur ekmeğini al tipinde gözüküyorsun ama kendini savunuyor ve bunu yaparken kimseyi incitmiyorsun.'' dedi. Aldığım en ilginç iltifattı.
Bu hafta yeni bir şey denedim ve hep gittiğim yerlere başka güzergahlardan gittim. Güzel bir histi. Bazen başka bir şehirde yürüyormuş hissine kapıldım. Bir de ara mahallelerden geçmeyi oldum olası seviyorum bir anlığına başkalarının hayatlarına tanık olma imkanı veriyor. Gezerken bir şeyi fark ettim. 2000'lı yılların başında yapıldığını tahmin ettiğim nispeten eski apartmanların bahçelerin koca koca ağaçlar vardı.  Hatta bir tane kocaman söğüt bile vardı. Evlerin pencere ve balkonları daha genişti. Balkonlarında türlü çiçekler vardı. O sokak içimi ısıttı. Hele bir tane ev vardı ki kitap dolu kütüphanem, çiçek dolu bir bahçem olsun türündendi.
Bu hafta Tomris Uyar'ın Kitapla direniş kitabını okudum. Bolca not aldım. Birde Calvino'nun  Görünmez Kentler kitabına başladım.
Bazı can sıkıcı şeylerde oldu üzerinde düşünmem gereken. Düşünüp karar vermem neticesinde bir şeylerin arkasında durmam birilerine karşı çıkmam, hata yapmaktan korkmam, hata yaptığımı kabullenmem gereken zamanlar oldu. Bir hafta da nasıl bu kadar yoğun düşünme gerektiren şeylerle karşı kalınır aklım almadı.
Uydurma bir şeyler kitabında bir öykü de okul en zekilerinden her alan tüm bilgiye hakim bir çocuk defibrilatör kullanarak bir mekanizme keşfediyor ve kendini ona bağlayıp artık düşünemeyen yalnızca yaşayan gülen aptalca şeylerden zevk alan biri haline geliyor. Bazen bende tüm düşünme becerilerimden kurtulmak istiyorum.
Dün Twitter'a girince  malum marketin boykot haberini gördüm  ve depo işcisinin bakışını. Telefon ekranından çıktı ve kalbimde oyuklar oluşturdu. Hani anne kuşu beklerken  ağızlarını gelişigüzel açıp kapatan yürekten çığlık atan yavru kuşlar gibi. O kuşların gagası ne denli küçük olursa olsun feryatları o kadar içtendir ki elinizi uzattığınızda hissedeceğiniz keskin bir acıdır. Elinizi acıtan yalnız gaganın vurma şiddeti değil aynı zamanda yavru kuşun masumiyetidir. Canınız yanar çünkü kuş masumdur, acı çekmektedir.  Yapabileceğiniz tek şey beklemek, kınamak, üzülmek ve doğru zamanını gelmesini beklemektir.

12 Şubat 2022 Cumartesi

rüyalar ve zihin tatili

Uzun zamandır sabahları uyandığımda rüyalarımın yorgunluğunu taşıyor ama uyanamıyordum. Şimdilerde rüyalarımı hatırlamanın mutluluğunu yaşıyorum. Rüya görmeyi oldum olası sevmişimdir. İlk gördüğümü hatırladığım rüya bir ormanda doktor bir tilkinin beni muayene ettiği bir rüyaydı. Daha ilkokula başlamamıştım. Gidip anneme tilkiler doktor olur mu tarzından bir şey sormuştum.  O zaman annem bana bunun rüya olduğunu vs söylemiştir muhtemelen tam emin değilim.
Genelde uçtuğumu görüyorum. Bunlar rüzgarı yüzümde hissettiğim türden mükemmel uçuşlar değil. Genelde uçma konusunda meşhur olduğum bir evren oluyor. Ama ben uçarken genelde korkuyorum. Aşağıya bakmamaya çalışıyorum. Bugün yine öyle bir rüya gördüm. Bir de tam bir konuda atılım yapacakken geçmişin gölgesi rüyamda üstüme çöktü. Rüyalarımı hatırlarsam işler daha kolay oluyor. Çünkü düşüncelerim rüyalarımdaki imgelerden etkileniyor. Gerçi bu iki ucu birbirine girmiş bir çember. Düşüncelerim rüyalarımı oluşturuyor, rüyalarım düşüncelerimi etkiliyor.
Rüyalarımı hatırlarsam bir Freud bir  Jung olamasam bile analiz yapmaya çalışıyorum.
Bir ara rüya defteri tutuyordum ama sonra rüyalarımı anımsayamadım yahut  gece rüya görmekten yorgun düştüğüm zamanlarda bıraktım. Zihnim karmakarışık bir yumağa döndü. Ben ipin ucunu bulamadım. İplikleri saramadım. İplikler tiftikleşip bir keçe yünü gibi zihnime ağırlık vermeye başladılar. İşte o zamanlar duyusal olarak hassas olan insanlara yazılmış bir kitap okudum. Hem duyguların hem de duyuların aşırı uyarıldığı zaman bunlarla baş etmek için yöntemlerden bahsediyordu. Eğer zihnimiz doluyken uyursak gece rüya görmemiz kaçınılmaz olur tarzı bir cümle vardı. Bu kadar ayan beyan açık bir şeyin farkına varmamıştım. O yüzden buna dikkat etmeye başladım. Uyumadan önce günlük tutmak yahut akşam üstü işten yürüyerek dönmek gibi şeylerin faydası oldu.
Bu hafta okul başladı. Neyse ki korktuğum gibi bir duygusal buhrana girmedim aksine tatil çok iyi geldiği için döneme dinamik başladım. Şu sıralar Fasulye ayıklama sanatı üzerine bir tezi ve Ömür İklim Demir'in Muhtelif Evhamlar kitabını okuyorum.  Havalar geç aydınlanmaya başladığı için çok mutluyum. Eve gelince bir şeyler yapma hevesim oluyor. Bu aralar yine okulda covid vakaları baş göstermeye başladı. Batılılar hastalığı tedavi eder. Doğulular hasta olmadan önce kendine bakar diye bir söz vardı. Bende akşamları yeşil çay içmeyi aksatmamak için elimden geleni yapıyorum. Mutluyum ama üretken bir zamanımda değilim. Biraz dümdüz yaşamak istiyorum. Şu şubatta kendime zihni izin verdim. Bir şeyler ne olacak nasıl olacak diye düşünmüyorum. Baharın gelişini umutla bekliyorum.