küçüktüm. babam yazlıklara elektrik işleri için giderken bizi de götürürdü. ilk defa o zaman gördüm onu. üzerinde türlü ülkelerden alınmış magnetlerin, özel günlerde çekilmişlerin resimlerin tutturulduğu bir dolaptaydı. yunus şeklinde içi sim ve boncuk dolu o yunus açacak. mütemadiyen utangaçtım. soru sormaz verilen sorulara utangaç cevaplar verirdim. ama o gün bi şey oldu. o adamın evinde sıcaktan bunalmış parkta oynamayı bitirmiş artık eve gitmek için can atan o husursuz bedenimde bi şeyler oldu. o yunusun içinde gizlediği bana türlü güzellikler vadeden fısıltıyı duydum. gücümü toplayıp ne olduğunu sordum. ev sahibi açaçak dedi. demek bu efsunlu şey bir açacaktı. elime alıp dokundum mu yoksa hayran hayran baktım mı bilmiyorum.
o an önemli olduğunu fark etmediğin, zihnindeki o gümüş kutuya gireceğini bilmediğin anılardandı. yıllar sonra rastgele bir günde tüm o canlılığı ve renkleriyle birden zihninde beliriverecek türden bir anıydı.
hayatım boyunca ara ara o yunusu hatırladım. bu olayın üstünden bir kaç yıl sonra yunuslu bir anahtarlığım olmuştu. sebebi neydi o gün neden teyzemlerde kalmıştım bilmiyorum ama elimde o yunuslu ve içi simli su dolu anahtarlıkla gecenin bir yarısı banyoda o plastik halının üstünde oturduğumu ve defalarca yunusu döndürerek alt üst ettiğimi hatırlıyorum.
acaba tüm renkleri simleri karışan o minik yunuscuğun biraz zaman geçtikten sonra durulup kendi renklerine dönmesi mi beni bu kadar etkiledi bilmiyorum. ama yıllar sonra öğretmen olup içine pul, sim vs attığımız öfke şişelerinin çocuklar üzerindeki o yatıştırıcı etkisni gördüm. kaotik dünyada çocuklarda kaçacakları rengarenk şeyler arıyordu.
kocaman kız oldum. kadın oldum demiyorum. outlander'da bir sahne vardı. "Kaç yaşına gelirse gelsin, o bir kız olacak.O kadın olmayacak. Sana bir kadın lazım." diye. Yüzüme tokat gibi çarptı. Neyse konu bu değil neyse ki.
koca kız oldum. bir adım ileri gitmedim. elimde rengarenk simli yunus yok. beni uyuşturan sosyal medya var. canın mı sıkıldı, mutsuz mu oldun gir sosyal medyaya. Çözmek sorunda kalma. Odada çöpler durmuyorsun ama kafanın içinde çöplerle yığınla çözülmemiş olayla yaşıyorsun. Günlük kendini internetle uyuşturuyorsun.
Ben bu yaşamak şeyini beceremiyorum galiba.
neyse bugün bayramdı. sabah anneannemde herkes vardı ve çok güzeldi. ablam yurtdışında olunca sabah aradık. "Eğer şu an yalnız olsam ağlardım orada olamadığım için." dedi ve annem onun yerine ağladı.
taze çilekler, eski resimler; şekerler, dolan sonrasında biten ve tekrar dolan çaylar. Eski bayramlarda yazılan kartpostallar, her defasında duyup güldüğümüz anılar; ilk defa hayretle dinlediğimiz olaylar. Anneannemin renkli halıları, yengemin lezzetli böreği. Hiç bitmeyen o cayırtı.
yaşamın renkleri küçük bir plastik yunusa ya da metalden bir cihaza sığamayacak kadar çok. ama ne var ki unutuyoruz bunu.
