9 Ocak 2026 Cuma

yokluk




 Çok sevimli ak bir buluttan başka bir şey değilsin, eski dallar arasına takılı kalmış.

Pavese


Şu koca yaşlı dünyada çok şeyin eksikliğini çektim. İlkokula başlarken sarı düğmeli kurdeleli borda montun, sayfası işaretlenmemiş yeni bir sınav kitabının, yeni ilk defa paketinden açılan  bir oyuncağın. Okuldan gelince yemek kokan bir evin, sevgi dolu bir babanının.

Ama şu aptal dünyada ben bu 27 senede tek bir şeyin yokluğunu çekmedim. Arkadaşın. Beni sevecek destek olacak, kahkalarla gülecek, sisteme lanet okuyacak, çalışacak; beraber kazanacak, birlikte kaybedecek arkadaşlarım hep oldu.

Hep çok iyi insanlarla karşılaştım. Hep çok güzel candan bağlar kurdum. Hep içten bir şekilde birbirimizi destekleyecek başarılarımıza sevincek insanlar oldu. Düşersem tutacak kişilerle çevriliydi. 

Şimdi ben hayatımda ilk defa arkadaşsızlığın yokluğunu çekiyorum. Çok garip.

Marifet bende değilmiş. Benim hayat yolumun çiçekli insanlarla karşılaşmasıymış. 

Şu yeni okulumda maaşım, çalışma saatleri kurumsal kimlik her şey çok iyi. Gelgelim şu aptal şehirde bir araya gelecek en bağ kurulmaz insanlar var.

Ben selam vermez kimse benimle konuşmuyor. Sürekli şikayet edip, birilerini çekiştiriyorlar.   Dedikodunun sınırlarına girilmeden yapılacak iki dakikalık muhabbet yok. Bağ kuramıyorum. Üretmeyip tüketen insanlar. Özür dilerim ama bu hayatta gerçekleştirmek istedik bir şey yok.  Bir kere olsun şunu yapalım, şu özel günde şunu üretelim yok. 

yani demek istediğim. bizim elimizde bir insanın çoçukluğu var. yemin ederim o kadar değerli ki. bir çocukla çalışmayan anlayamaz. sen rayı attıran o adam gibisin. birinin hayat sapağını çiçekli bir yola çıkarabilirsin. bir çoçuğun ömrü boyunca tutanacağı o ip senin tek cümlen olabilir. 

aman ben aptalım. üçüncü evim yok. iş benim tek evim. iş dişi hayatım kayboldu. çok yakın olduğum arkadaşlarım evlendi, başka şehre taşındı. eski okulumdakilerle de programımız uyuşmuyor. ya da uyuşturmuyorlar bilmiyorum. 

geçen gün şehre çok iyi bir eğitimci seminer için geldi. gidelim dedim. 15 öğretmen bir kişi çıkmadı. eski okulum bütün öğretmenlerle toplanıp gitmiş. bende yalnız katılmak istemedim. gitseydim kendim değil mi.

kitap kulübü kuralım öğretmenlerle dedim yok :) workshopa katılmak isteyen var mı dedim yok :( 

ilk kez iş arkadaşları işte arkadaşım oldu. tamam kabulleneceğim.

2 saatlik şehirde yakın bir arkadaşım var. oraya gidiyorum. aylık buluşmalar planladık. birde yazarken aklıma geldi. aslında rehberlikçi ve danışma ile olabilir kitap kulübü. 


neyse yukarda alıntı yapyığım kitap bir rastlantı sonucu okuduğum ve çok güldüğüm alıntılar olan bir kitaptı. bayıldım.

21 Aralık 2025 Pazar

2025 dökümü

 


Blogu açalı 7 yıl olmuş. Ve bu yedi yılda en az paylaşım yaptığım yıl bu yıl olmuş. Hayatımda kökten bazı değişiklikler yaptım. Olumlu anlamda da olumsuz anlamda da. İşe gireli çoktan 4 ay olmuş. Borçlarımı kapattım.  Uzun zamandır almak istediğim ne varsa aldım. Yemek istediğim ne varsa yedim. Gezmek istediğim neresi varsa gezdim. Bu yıl güzel bir seneydi uzun zamandır ihtiyaç duyduğum  o şeyleri yapıp atılım yaptığım bir yıl oldu. 

yeni yıldan hedefim 

ehliyet almak  ve aktif araba kullanmak

akademik olarak hedeflerimi gerçekleştirmeye devam etmek

düzenli spor yapan bir insan olmak

paketli gıdayı bırakmak

şekeri azaltmak

seyahat etmek.

Daha çok yurtiçi ve daha çok yurtdışı. Biraz birikim yapıp çokça hayal gerçekleştirmek hedefim.

Bu yıl hayatımın raylarının olumlu anlamda değiştiği bir yıldı. Son 10 yılda en çok çabaladığım yıldı.

Okuma alışkanlığımı kaybettiğim bir yıl oldu. Ama daha aktif bir hayat yaşamaya başladım.

bu yıl olduğu gibi seneye de kamp yapmaya devam etmek istiyorum.

artı olarak bisikletle yol yapmak.

yürüyüş gruplarına katılmak istiyorum.

27 yedi yaşım çok ama çok güzel başladı. Yarım yıla kadar aynı şekilde olacağına inancım tam.

26 yaş planlarıma bakacak olursak neleri yapmışım:

14- Aşık olmak istiyorum

kendimce oldum. dünyanın da kaç bucak olduğunu gördüm.


15- Yeni bir dünya mutfağı denemekğından yeni bi şeyler denedim ama az çok bu mutfaklara aşinayım zaten.

Hem evet hem hayır. Endon ve malay mutfa

16- Hiç gitmediğim bir şehre gitmek

Gittim. Mersin.

17- Öykü yarışmasına katılmak

Katıldım ama bir dergide öyküm yayınlandı.

18-  Alanımda eğlenceli ve bilgilendirici bir dergi yazısı kaleme almak

Aldım gönderdim. Sadece başlığı kullanıldı.

19- Mesleğimde ilerlemek

Bunu kelimenin tam anlamıyla yaptım. Hatta bir üste taşıdım. 

20- Visual diary veya sessiz vlog tarzı bir kanal açmak

Açtım üç video attım.

21- Annemin hayalini gerçekleştirmesi için destek olmak

Oldum. Kendi istediği kadar. Ona araba aldık. Kurutma makinesi aldım. Seyahat bazı sebeplerle iptal oldu ama bu yıl gündemde.

22-  5 Yeni bitki türü öğrenmek

Öğrendim. Ama sadece adını.

23- Daha az kafamın içinde yaşayıp daha çok dışarda yaşamak

buna yüzde elli diyebilirim

24- Bir yetimi mutlu etmek x

25- Ağaç dikmek  x

26- Kamp yapmak

yaptım. iki kez.

6 Ekim 2025 Pazartesi

beni iten acı mı



I want to try on every persona the world has ever known,”

 Beni en çok iten şey acı mı acaba. aylardır yazmadım bloga. acı tatlı şeyler yaşadım. çok güzel bir başlangıç  yaptım öyleyse neden yazmadım onca zaman. ya da ne oldu da yine yazarken buldum kendimi.

yazmadım çünkü yazmak da okumak da beni götürmedi bir yere. eski hayatıma dair ne varsa sevdiğim, aradığım, umduğum bulamadığım bir cumartesi sabahı enerjisi ile toplattım attım yol kenarına.

arkadaşlarımın düğünlerine gitmedim. sevdiğim podcastleri dinlemedim. kitapların kapağını açmadım.

öyle durdum işte. öylece boylu boyunca. 27 yaşımın başında 17 yaşında okuduğum bir öykü dönüp durdu. 27 yaşına gelen iyi bir işi ve ilişkisi olmayan o adamın öyküsü. umutla dolan taşan yarınların bana avuç dolusu güzelllikle geleceğini bekleyen ben, o zaman acınası bulduğu o karaktere dönüştüğümü düşündüm.

en zehirli öyküler bir anda tüm yaşamı olumlu şekilde değişen  öyküler. aksine olabilir bir gecede karabilir hayatını. ama tam tersi. mutluluk bir sabahta gelmez insana. bir sabahlığına gelebilir. ama sonra geçer işte.

neyse sonra ne oldu da başladım yazmaya. bir kız gördüm bisikletin üstünde. o kadar acı çektim ki. bir anda 27 yaşında olduğumu. hiç bisiklet almadığımı. son bilmem kaç yılın listesine tekrar tekrar yazdığımı. ama bir türü alıp binemediğimi. böyle devam ederse tolstoyun bisikleti argümanın yaşamıma taşıyacağımı fark ettim.

neyse güzel haberlerim var. iyi bi işe girdim. gidecek yolum var. ama iş yoğum kafam rahat maaşım iyi. yine de akademik olarak kendimi geliştirmem gerekiyor.

demesem içimde kalacak. platonik olduğum bir zaman yolumuzun kesişeceği ve beni çok seveceğini düşündüğüm o oğlan sözlenmiş. kafede arka masam da oturan annesinden duymam. çok garip.

kırmızı bisiklet, kafede arkamda dönen sohbet.

anlıyorum. anlıyorum efendim.


25 Şubat 2025 Salı

Bcp Şubat / Yalnız Gezerin Hayalleri

 


Bcp Şubat tabi ki sevgililer gününe denk geldiği aşk temasını da işleyecekti. Lakin ömrümün tüm şubatları gibi bu şubatta yalnız geçti. Bende yalnızlık konusunu önerdim. Sonra gruba girip yalnızlıkla ilgili ilk kitabı indirdim. Tam isabet etmişim. Rousseau ne yaşamış bilmiyorum ama acayip yalnızlaşmış. Kitapta sürekli birilerine gönderme vardı. Yani bazı yerlerde zoraki bir yalnızlık anıları gibi geldi. Ama yalnızlıktan zevk almayı öğrenmiş kendisi. 
Ben çocukken bile gizli yerim vardı. Gider orada tek başıma oynardım. Çocuklar ip atlarken bazen, evin arkasına gider kilden kardan adam ailesi yapardım. Hatırlıyorum beni gezmeye götürmeyin anneanneme bırakın dediğimi. Aşırı sosyal iş ortamı da yoruyor beni. 

İnsanlardan kaçıyor, yalnızlık arıyor, artık hayal gücümü kullanmıyor, daha az düşünüyor olsam da, bezgin ve hüzün verici bir duygusuzluktan beni uzak tutan canlı bir yaratılışta olduğum için hemen beni çevreleyen her şeyle ilgilenmeye başladım, güçlü ve doğal bir içgüdüyle en çok hoşuma giden konuları yeğledim.

gerçek mutluluğun kaynağının içimizde olduğunu, mutlu olmayı bilen birini mutsuz etmenin kimsenin harcı olmadığını öğrendim.

Teselliyi, umudu ve huzuru yalnızca kendi içimde bulduğum için, ömrümün geri kalan kısmında mademki yalnızım, ne kendimden başka bir şeyle meşgul olmalıyım ne de bunu istiyorum

Dünyaya yabancı bir gezegenden düşmüş gibiyim. Çevremde yalnızca yüreğime acı veren, onu paralayan şeyler görüyorum. Beni çevreleyen şeylere, onlarda beni kızdıran, içimi bulandıran bir şeyler bulmaksızın göz atamıyorum

Artık onlardan gelen iyilik de, kötülük de benim için bir ve ne yaparlarsa yapsınlar çağdaşlarım benim için bir anlam taşımayacaklar.

Tehdit benim için darbenin kendisinden daha korkunçtur. Tehditler bir kere gerçekleştiler mi, hayal gücüne ilişkin yanlarından sıyrılarak gerçek değerlerine indirgenir.

İnsanları, kendilerine rağmen sevebilirdim

İşte artık yeryüzünde yapayalnızım; ne kardeşim ne yakınını ne dostum ne arkadaşım ne de ahbabım var; tek başımayım.

23 Şubat 2025 Pazar

havası kaçmış balon



Düşümde düş gördüğümü gördüm. Ve ansızın düş değildi artık.

 Eskişehir helvası almış kardeşim. Çok şekerli geldi bana. Sert bir kahveyle yenilebilir pekala. Tatili bitti. Okula döndü artık. 

Bahar geliyor hepten. Çiçekler fışkırıyor dallarından. Aile dostu bir  teyzenin yanına gittik. -1 gördüm ilk defa. Ama görseniz çiçekler soğuk umurlarında bile değil.

Melisa Kesmez'in yeni kitabı çıkmış alıp okumak istiyorum hemen. 

Artık iyiden iyiye bıraktık Türk kahvesini. Osmanlı kahvesi var. Daha yumuşak kremamsı bir tadı var.

Bu hafta derslerim çok iyi geçti. Öncesinde notlar hazırladım. Olabildiğince basite indirgedim konuları. Şiir yazdım ama beğenmedim. Çok düz yazıyorum. Dizesiz uyaksız öyle seviyorum diye.

                                           

Yakın ilişkileri çokta yakından takip etmiyorum ama. Bir podcast programı. Genelde psikoloji üzerine konuşmalar oluyor. Bu bölümünde öykü vardı.  Öykü tam yaşadığım alengirli ilişkiye ışık tutmuş. Modernliğimiz yüzünden mi yoksa çağ mı karakterleri yozlaştırdı bilmiyorum.


                               

Sosyal medyada gezerken sonu ters köşe denilen bir film izledim. Keşke ters köşe olduğunu bilmeden izleseydim. Başından sonu belliydi. Film boyu heyecan hissetmedim o yüzden. Bu alıntı çok doğru. Zihin süpürgeleri var. Biz kaldıramayız diye arada sırada tozları uçuştura uçuştura ortalığı temizliyorlar.

                                         

Tülay Gök'ün youtube kanalından katıl aldım. Bir videosunda böyle bir anekdot vardı. Birileri de yazmış yoruma. Alıntılamak istedim. 

Bu hafta başladığım yarım kaldığım bir sürü kitap olmasına rağmen başka bir kitaba başladım. Kitap saçlarımdan tuttu. Beni peşine taktı. 2 günde bitirdim. Benim sevdiğim konu. Ya öyle olmasa şöyle olsa. Ya böyle olsalı alternatif yaşam temalı. Bilim kurgu değil salt yaşam. Çok da alıntı not aldım.

                                                    

-Şimdi mutlu olduğum günleri de elimden almak istiyorsun. -Şu an yitirdiğini sandığın kadar çok şeye sahip olmadığını söylemek istiyorum sadece.

Bu hafta geçen haftaki gibi güzel geçti. Kendimi işe verdim. İşten arta kalan zamanlarda canım ne istiyorsa onu yaptım. Arkadaşlarımla buluştum, güzel yemekler yedim; ağladım, güldüm. Bir sokaktan geçip, bi şey görünce zihnimde beliriyor hemen. Sonra geçiyor. Bizden olmazdı, olmadı diyorum. 

                                        

Haritalarda bir şelale gördük. Yorumlarda yazın kuruyor. Anca baharda akıyor yazıyordu. Y. yine de buralara gelmişken gidelim dedi. Ben o kadar yol gitmeye gerek yok dedim. Muhtemelen kuru dedim. Gittik ama. Ortada şelale yoktu. Aşınmış kocaman bir kayalık vardı. Kaç km yol gitmiştik. Geçen annemler dönerken bir anda karşımıza bu küçük şelalecik çıktı. Çok garip hayat çok. koş, uğraş ama yakalayama. Umursama, yoluna devam et ama karşına çıksın. Bilmiyorum o kadar garip hissettim ki.

Bu hafta Ramazan ayından önceki son hafta. İş yoğunluğu istediğim gibi. Hatta bir atölye çalışması düzenleyebilirim. Bana bağlı. Zihnen istemiyorum ama yine de materyallerimi hazırladım. İstediğim bir miktar alırsam neden olmasın? Bilmiyorum. Bir yerimde delik olmuş da gitgide hava kaybeden ama uçmaya devam eden bir balon gibiyim. Hareketimin sebebi rüzgar. Değilse için boş bomboş.

16 Şubat 2025 Pazar

Hafta Özeti

 


Zamanın birinde Anadolu'da geçimini faytonculuk yaparak sağlayan bir adam varmış. Bir gün faytonun yanında müşteri beklerken 200 kiloluk birisi yanına gelir ve uzak bir kasabaya gitmesi gerektiğini, kendisini götürüp götüremeyeceğini sorar. Faytoncu cevap verir: Seni götürürüm ancak faytona binerken atın önünden geçme. Çünkü at taşıdığı ağırlığı görürse faytonu çekemez:' Pek çok insan ruhunda ne kadar yük taşıdığını bir ömür görmez.
-Ruhun inşası

Berbat bir haftaydı. Gerçi düşünce o kadar da kötü değilmiş ama. Şu anki öfkemden öyle geliyor herhalde. Abim iş değiştirdi. Umarım işi madden manen onun için iyi olur. Pazartesi başlayacak yeni işine. Hem de bizim ailenin vebası -bir işte sabit kalamamayı- atlatır umarım. O bırakınca işi anneme destek olma işi bana ve babama kalacak. Ben zaten yoğun çalışmıyorum bu sıra. O yüzden zamanımı da dolduracak bir şey olduğu için rahatça giderim yanına. Annem  Akşam yemeği dışarda yer kendimizi yormayız vs. dedi. O da artık eskisi tutumlu takılmıyor artık. Yığsa da eriyecek farkında. Babam orada burada takılıyor. Neyse yaşadığım olaylarda yıllardır eksik yaptığı babalığı telafi etti. Tüm süreçte arkamda durdu bana destek oldu. O yüzden onun sorumsuzlukları batmıyor gözüme. Ama umarım yakın zamanda dükkana alıcı bulunur devredilir. Değilse benim yaza yaptığım planlar bozulur. Gerçi tam da bir planımı yok. Onun için endişelenmiyorum da. Yılı 4 çeyreğe böldüm. Şu anda birinci çeyrek planlarımı yapıyorum ki toplamda 4 alan. Biri hariç hedeflerim oldukça iyi gidiyor.

(ayıla bayıla okuduğum kitap)

Ayrılık zihnime şu yönden yaradı. Oldukça güzel bir şekilde kitap okumaya ve yazmaya başladım. Yazdığım alanım üzerindeki bir yazıyı orta çeyrekte bir dergiye gönderdim. Bakalım netice ne olur. Bu arada okuduğum kitap  rüyaları yorumlama hakkında bakışımı yeniden inşa etti. Tam bu esnada rüya yorumu yapan yapay zeka sitesi keşfettim. Site için tık Görülen rüyanın bilinç altında yatan temelini açıklıyor kendi çapında.

Onun dışında Beyran çorbası yaptım bu hafta. annemler beğendiler. Orijinali değil tabi ki ev tipi bir çorba. Ama silip süpürdüler mutlu oldum. Nedense yemek yapabilme yetimi kaybettiğimi düşünmüştüm.

14 şubat lanetim beni yalnız bırakmadı bu senede. Her 14 şubatı ayrılmış bir şekilde geçirdim. Çok komik bir durum gerçekten. Ne diyebilirim. Bu günler hep kapitalist rejimin oyunu. Kardeşim izindeyken günü birlik işlere gitti. Sevgilisine bir günlük maaşı tutarında çiçek buketi almış. Abimde benim gibi yalnız girdi. Neyse iş dünyamızda çiçekler açıyor bu daha iyi.

Ameliyat yüzünden sırt ağrılarım oldu. Kontrole de gitmedim daha. 

Kafamda evi bölümlere böldüm. Tamir dolabını boşaltıp düzenledim. Ayakkabıları makineye attım. Ayakkabılığı yıkadım. Hayatın kontrolünü kaçırdığımızı düşünce eşyalara sarıyoruz herhalde. 

Ayrıca yeni bir  site keşfettim. Harika bir organizasyon yazısı okudum. Yazı için tık.

Şevke geldim. Ekran görüntülerimi düzenledim. Gereksizleri sildim. Notlar kısmına hepsini taşıdım. Çok iyi hissettirdi.

Trt 2'de denizden Boğaziçi'nin fotoğraflarını çeken sanatçıyı izledim. Video için tık Çok güzel resimler ortaya çıkarmış gerçekten. 

Bu hafta eski müdürüm aradı. Kendisi aynı zamanda ortaokuldan öğretmenim. Kahvaltıya çağırdı. Ama o gün oruç tutmuştum. Gitmedim başka güne artık dedim. 8 kilo fazlam var. 3  gün oruç tuttum 3 kilo indim. Oruçken açlığı unutuyorum. Birde şu sıralar ayrılık travması sürekli atıştırasım geliyor. Hayatımda en yüksek kiloyu gördüm. Hazır Ramazan ayı da gelmeden kaza oruçlarımı da tutmuş oldum hem de yeme kontrolü sağladım. Çok ama çok iyi geldi. Bir de gelecek ay spora başlarsam tamamdır. 

(ben acı çekerken, bahar yola çıkmış geliyor)

Her gün en azından esneme hareketleri yapıyorum, ip atlıyorum. Bol bol su içiyorum. 

Kendine bakmak duygusal olarak da topluyor insanı. Arada bağıra bağıra arada sessiz sessiz ağlıyorum. Bu da sürecin parçası vücudumun verdiği normal bir tepki ne yapayım.

Babam kocaman kocaman elmalar almış. Onları yedim bu hafta. Bolca da yeşillik tükettim. Salata yaptım. Ekmeği unuttum neredeyse.

Hah birde kahve dünyasını antep fıstıklı çikolatasını görüp sevine sevine almış, bayıla bayıla yemiştim. Meğer gümrüğe bir sürü antep fıstığı takılmış. Gönderilen Avrupa ülkesi kabul etmemiş içeriği temiz çıkmayınca. Ülkemize gelince de patlamış antep fıstıklı çikolatalar. Kardeşimden daha iyi bi marketten almış başka markanın indirim(!) deki antepfıstıklı çikolatasını. Bir kere almış yiyelim bari dedik. Paketli hiç bir şey yememe kararım tazelendi tekrar. Teşekkürler gıda dedektifi.

Alınan kararlar:

Paketli tüketmemek

Daha çok su

Eksik dersleri tamamlamak

Anneme yardım etmek

Bir tarif yapmak

bir şiir yazmak

cilt bakımına başlamak

Gelecek hafta görüşürüz!

6 Şubat 2025 Perşembe

BCP Ocak/ Şifalı Otlar Kitabı/ İlhan Berk

 


Bcp ocak temaları panayır, festival, fuar, müzik, yemek vb. Ben yemek konusunu seçtim.

Uzun yıllar önce oda arkadaşlarım nasıl olduysa benim olmadığım bir akşam anlaşıp internetten bir sürü yemek kitabı almışlar. Kocaman kocaman ansiklopediler, küçük resimli kitaplar. Nasıl karar vermişlerdi, arkasında nasıl bir hikaye vardı bilmiyorum. Beni nasıl unuttular o zaten muamma. Neyse hiç yemek kitabı almadım. Annemin yeşil bir yemek tarifi kitabı vardı. Bir kaç kez okumuştum. Ama ben kitaptan tarif yapamıyorum. Hala ara ara yemek dergilerini karıştırırım. Çok güzel farklı salata tarifleri oluyor. Ama ben yemek konusunda tam bir guru değilim mantığın tam kavrayamadım. Bazen çok güzel oluyor. Herkes bayılıp tarif istiyor. Bazen yenmiyor çöpe gidiyor.

Kitapla Tanışma Hikayem: Evde hiç yemek kitabı yoktu. Kütüphaneye gitmek gelmedi içimden. Bende e kitap sitesine yemek yazdım. Aslında okumak istediğim başka bir kitap vardı ama indiremedim. Bakarken İlhan Berk'in bu kitabını görünce heyecanlandım. Şiirlerini çok severim. Böyle bir kitabı olduğunu bilmiyordum.

Kitabın Konusu: İlhan Berk şiirsel üslubunu yer yer kullandığı bu kitabında Lokman Hekim çoğunlukta olmak üzere, çeşitli sağlıkçıların bitkiler hakkında verdiği bilgileri anlatıyor. Bazı yerlerde ilgili bitki ile şiirlere  ve öykülere yer  verilmiş.

Yorumum: Genel olarak kolay okunan bir kitaptı. Yazım dili sadeydi. Bilgiler ilginçti. Ama kaynak alıp ne kadar hayata geçirilir bu bilgiler emin değilim. 

Bonus: Ntv radyo'da yayınlanan "Acı,Tatlı, Mayhoş" çok sevdiğim bir yemek kanalı. Düzenli olarak dinliyorum. Tarihi, kültürel anlamda yemeği, farklı tarifleri; yöresel tatları oldukça hoş bir dille anlatıyor. İlgisi olanlar bir göz atabilir.

Elma giren eve ayrılık girmez!

Ölüm, beni bahçemde lahana ekerken bulursa, öldüğüme değil de, işimi bitiremediğime yanarım.’ Montaigne

Ten için Teninin daima gül gibi kokmasını isteyen kimse, kuru kırmızı gül yaprağını alıp havanda un gibi döver ve bunu bir kutuya koyarak her banyodan sonra vücudu henüz terli iken sürerse, teni daima gül gibi olur. Her yıkanmadan sonra tekrarlamak lazımdır.

Sarmısak, soğan yiyen kimse ağzındaki kokuyu gidermek isterse, kuru kişniş (karakimyon güzel kokulu bir tohumdur) çiğnerse, koku derhal zail olur.




bu kafeste yaşarsan severim

 


masal kuşunun yaralanmış kanatları
Ingeborg Bachmann

Bir ilişkinin insanı bir yandan yaşatırken bir yandan öldürmesi mümkün mü? Evet mümkün. Kendine kötü geldiğini bildiği halde uyuşturucudan yahut bağımlılıklarından kurtulamayan insanlar tatlı-ekşi bi haz alıyorlar herhalde. Y. tanıdım ayaklarım yerden kesildi. İlk annem bile "Sonunda seni istediğim gibi seven birisi" diye sevindi. ama ilerleyen zamanlarda onun sevme biçimi bana kötü gelmeye başladı. Ailem fark etmeye başladı. Kıskançlığı durmadan arttı. Huzur bulmak için girdiğim ilişki de sürekli tedirgindim. Sürekli olmayan sorunları üretiyor, çözmemi istiyor; bir yandan çok sevmeye devam ederken, bir yandan acımasızca davranıyordu. Kafam karışmıştı. Yine de sonu beni üzecekse bile bazen ufak bazen devasa sevginin peşinden gittim. Çok yara aldım, çok ağladım. Çok korktum. Artık dün de bugün de önemini yitirdi. Yarın için de bir umudum kalmadı. Ailem, canım ailem; canım babam, abim, ablam kardeşim hepsi destek oldu. Çok yakın bir tanıdığımızın oğluydu. Evlenmek niyeti ile görüşmeye başlamıştık. Başta birbirini destekleyen ilişki sadece onun istek ve ihtiyaçlarına göre şekillendi. Ata-erkil değil onun ki tanrısal-kil'di. Sürekli narsist tanısı konuluyor insana. Ama benim hayatımda gördüğüm en bencil(bunu oldukça gizlice yapan) insandı. Çok canımı yaktı. Yumaşak karnımı görmüş olmalı bende bir türlü bırakmadım, ayrılamadım. Lanet olası sevgim hemen tükenmiyor. Zor seviyorum, sevince de bırakmak mı zor oluyor ne bileyim. Ama içimde her şey tükendi. biraz yas, çokça sessizlik; bolca kitap, bir miktar işkoliklik beni kendime getirecek. Annem psikolojik destek al dedi. Çok doğru ama şu an sessizliğe ihtiyacım var. Belki hunharca yazmaya. Arkadaşlarımla görüştüm dün. Çok sevdiğim insanlar bana çok iyi gelir. Dün iki saat görüştüm. Eve gelince bi şey yapamadım sadece uzandım uyudum, uyandım. nasıl hissediyorsun dediklerinde tüm duygularım bir yün ipliği biri gelmiş mikserle karıştırmış kafamda kocaman bir yumak. göz yaşlarım onların üzerine dökülmüş o da bir katran gibi yaşları içine çekmiş. ağırlaşmış, ağırlaşmış.


 

27 Ağustos 2024 Salı

ilk rüyam


(yapay zeka ile oluşturuldu)


Küçük, küçücük bir kızken Unutacak mısın yüreğim Bir kurdele bir pabuç yüzünden Unutacak mısın yüreğim Kırmızı Karanfil

Annemin eski çay kutularında biriktirdiği düğmeleri vardı. renk renk düğmeler. ne zaman evde yapacak bi şey bulamayıp sıkılsam dökerdim onları. ne garip şimdilerde ne zaman sıkılsam oturup bi şeyler yazacak olsam çocukluğuma gidiyor aklım. ufak tefek önemsiz şeyler üzerinden geçen zamanla bir nostalji tozunun altında kalıyor. altın tozu sanki o. baktıkça daha da hoş geliyor gözüne.

ne garip çoçukluğumuzda yaşadığımız onca anı arasında neden bazılarını seçip hiç unutmayız. böyle çok normal gözüken zamanları bize hatırlatan o anı özel kılan ne ki. hatırlayabildiğim en eski anıyı düşündüğümde ilk gördüğün-hatırlayabildiğim demek daha doğru- rüya var. Anneme gidiyorum. doktor bir tilki gördüm. ağaçlar vardı diyorum. o da o gördüğün şey rüya. uyuyunca görürsün diyor. rüya ne demek öğreniyorum.

annemler televizyonda bir film izliyor. bana sen git yat bu korkunç diyorlar gidermiş gibi yapıyorum. kapıdan gizlice bakıyorum. beyaz saçlı korkunç bir kadın çığlık atıyor. korkuyorum.

annem namaz kılıyor. dışardan bir köpek geçiyor. minik mıknatıslar var. birini ağzıma atıyorum. dişlerim arasında çeviriyorum. acaba ses de yutulur mu diyorum. bu ses benim içime girer mi sesin bir tadı var mı. annem bu sesi duyuyor mu. annem selam verip gelip ağzımdan çıkartıyor.

ablam abim okula başlıyor bende başlıyorum annem odamıza çalışma masası yaptırıyor. uzun duvara monte bir masa. artık hayatım düzeldi diye düşünüyorum.

aynı odanın duvarında bir raf var. üzerinde bir radyo. adile naşit tatlı sesi ile öykü anlatıyor. onu dinliyorum.

annem evde yok. evde kim var bilmiyorum. elbiseler yatağın üstünde katlanmayı bekliyor. uyanıyorum etrafımda elbiseler. onlara sarılıyorum. kendilerini yalnız hissederler diye üzülüyorum.

hatırladığım en eski anı ne diye konuşuyor büyükler. evin damındayız. bende kafamı sarkıtıp uçuşan çiçekli eteğime bakıyorum. benim anım bu olabilir mi. düşünüyorum düşünüyorum daha eskisini bulamıyorum.

blade runner diye bir film vardı. anıların gerçek olmadığı. onları gerçek sandığın insan mı robot musun bilemediğin. bir anıyı hatırladığımız da  onu yaşadığımız zamanı değil onu en  son hatırladığımız anı anımsarmışız. ne garip. bir olayı bir grup insan farklı anımsayabiliyor. anılar güzel. ama artık hükmü geçmiş eski paralar gibi. anlar daha kıymetli bunu hatırlatmam gerek kendime.

17 Ağustos 2024 Cumartesi

Bcp Temmuz/ Mutsuz Olmak Wilhelm Schmid




Bcp Temmuz konusundan en çok ilgimi çeken psikolojiydi. Psikoloji kitapları okumak her ne kadar zevkli olsa da bir zaman sonra sürekli kendini deşerken, olayları derinlemesine analiz ederken buluyorsun kendini. Kendi kendine teşhis koyman yetmezmiş gibi Yarım doktorun candan etmesi gibi sürekli psikoloji kitabı okuyan ve sonra da psikolog gibi teşhis yapıştıran insanlarla doldu etraf. Matbaa icat edilince sevinen kesimin aklına cehaletin de kitaplar aracılığıyla yayılacağı gelir miydi bilmem. Bu yersiz çıkışımın ardından kitaba gelmek istiyorum

Bu ay okuduğum kitap  Wilhelm Schmid'den Mutsuz Olmak kitabı. Wilhem beyin iletişim yayınlarından bir hayli kitabı çıkmış. Kendince bir kitlesi var. Kendiyle dost olmak kitabını zor bir zamanımda okumuştum ve bana iyi gelmişti. Bu kitabı da bir heves okumaya başladım. Ama okurken sürekli bir tanıdıklık hissi verdi satırlar. Günümüzde mutluluğun satıldığı, kedere izin verilmediği oysa ki insan tabiatının kedere de muhtaç olduğu tarzında söylemler vardı. Sonra Arthur Schopenhauer'ın Mutlu Olma Sanatı'nı hatırladım ki kesinlikle iki kitap birbirine çok ama çok benziyor. O kitapta da mutluluk için kedere ihtiyaç duyulduğu, devamlı mutlu olmanın aslında mutsuzluk olduğu tarzında bir söylem vardı. Kitap bana yeni bir şey katmadı. Önceki okuduklarımı anımsattı biraz da özgün bir şeyler bulamadım diye canım sıkıldı.

 Mutsuzluk ve mutluluk üzerinde bende en çok kafa açan şey yeni keşfettiğim ve çok sevdiğim Tülay Kök oldu. Tülay hanım youtube'da psikoloji üzerine videolar paylaşıyor ve çok hayatın içinden zihin açan fikirleri var. Kendim için sınırlar eğitimi videoları oldukça eğitici oldu. Mutlulukla ilgili de herkesin bir acı eşiği olduğu gibi mutluluk eşiği de olduğunu söylüyor. Nasıl ki belli bir mertebeden sonra ki acı bizim için katlanılamaz ise neşe de aynı şekilde. Bir anda her şey yolunda giderken bir can sıkıntısı çıkartan insanların sebebi bu.. O mutluluk hali ona yabancı geliyor ve kaldıramıyor. Benim hayatım için çok doğru ne zaman işler yoluna koyulsa B. mutlaka herkesi etkileyen ve can sıkan bir şeyler buluyor. Sıçanların dönme oyuncakları gibi kendi içinde bir döngüde. İnsan neyi duymak istiyorsa onu dinliyor. Bende Tülay Hanım'ın dediklerine ihtiyaç duymuşum kafama yatmış dinliyorum. Bir bakın derim. Havalar çok sıcak. Klimanın başında da beynim pörsüdü. Az agresif bir yazı bakmayın kusuruma.

İnsanlık tarihinin kitabında mutluluk bölümü pek ince, geri kalan bölüm pek kapsamlıdır. Bu orantıyı değiştirme is­teği kesinlikle desteklenmeye değer, onu tersine döndürme­yi istemek ise gerçekçi değildir.

Mutsuz kişi, modern vebaya yakalanmış demektir, cüzamlı gibi davranı­lır ona, insanlar ondan uzak durmayı tercih ederler.

Ne kadar çok insan, sırf m utlu olmala­rı gerektiğine inandıkları için mutsuz oluyordur acaba?

2 Ağustos 2024 Cuma

Yalan Dünya Mağarası



 Mersin yolculuğumuza sabah kahvaltısı olarak Alanya'nın meşhur atom içeceği ile başladık. En yakın atom Mahmutlar'daydı. Allah'tan yol üstüydü. Biraz  milkshake'i andıran yoğun bir kıvamı var atom'un. Sıcak yaz günlerinde hem doyurucu hem de ferahlatıcı bir seçenek. Fiyatlar boyutuna ve bayinin konumuna göre değişiyor.  Aynı içecek Konyaaltı sahilde iki katı fiyatına iken Manavgat ve Mahmutlarda  daha uygundu. İlk defa deneyeceklere klasik Atom'u öneririm.



Yolculuğumuzda gitmek istediğimiz belli başlı yerler  vardı. Ama ana hedefimiz yolda olmak ve kahverengi yol panolarını takip etmekti. Y. arabayı sürerken bende sürekli Google haritalardan yakınlarda ziyaret edilecek turistik bir yer var mı diye bakıyordum. Gazipaşa yolu üzerinde Yalan Dünya Mağarası olduğunu gördük. Anayoldan 4-5 dakika uzaklıkta. Mağara özel bir işletmenin elinde ve mağaraya aldığınız biletlerle giriyorsunuz. Giriş fiyatı 2024 Temmuz için yetişkin kişi başı 100 lira. Mağara'nın adı bana komik geldi. Öyküsü bir o kadar dokunaklıymış oysa ki. 2 aşık her zaman burada buluşurlarmış. Aşkları öyle gerçek ve etkileyiciymiş ki. Bir gün yine buluştukları bir zaman deprem olmuş ve ikisi de can vermiş. Yerli halk "Gördünüz bu denli içten olan aşk bile yok oldu. Aşk'ta yalan dünya.2da yalan demişler. Bu ismi verenin çok arabeskvari bir düşünme tarzı varmış. Ben olsam Aşkın Son'u mağarası koyardım. Sonrada bir kil tablete bir hitabe yazardım. "Aşk bitti sanılan yerde başlar. Aşk kaybolduğu yerde çiçek açar." Sonra da bir efsane salardım ortaya "Aşkın sonu mağarasına giden aşık olduğu kişiyi son kez görmeden ölmezmiş." Oh daha güzeli mi var. Eğer hikaye uydurmaysa. Mağara keşfedilince öykü ve isme ihtiyaç oluyorsa sayın yetkililer lütfen bana ulaşın. Seve seve uydururum ben efsane.
Mağaraya sabah üstü gittik. Kimsecikler yoktu etrafta. Görevli içeride yarasalar olduğunu söyledi. Mağara bomboş olduğu ve bizimde zihnimizde binbir tane gerilim-korku filmi sahnesi olduğu için oldukça stresli bir geziydi. Sebebini bilmediğim bir nedenden ötürü yarasalar acayip hareketliydi. Etraf ışıklandırmalar genel mağaralardaki renklerin aksine  pembe mavi gibi renklerle yapılmıştı. Mağara oldukça yüksek, içerisi biraz serindi. Mağara duvarlarında adını bilmediğim ilginç oyuklar vardı. Bence yolculuğun devamında gördüğüm müze kart ile girilen diğer mağaralar daha etkileyiciydi. Ama zamanınız varsa bir seçenek olabilir. Mağaradan çıkınca oturabileceğiniz uygun fiyatlı bir kafe var.